Thursday, February 28, 2019

İlk Staj Deneyimi, RAM

Şubat ayında Kuzey Kampüs, Boğaziçi Üniversitesi

Ve evet şubat ayı da geçti...
Ne çabuk bitti anlamadım ya hu!

Bu ayın yazısı için son günü beklemiş olmam da ayrı bir durum tabii ki. Ama yıl sonunda burada en az on iki yazı olacak öyle ya da böyle ;)

Gelelim şubata dair bir iki kelam etmeye...
Bu ayın başında staja başladım Rehberlik ve Araştırma Merkezi'nde. (RAM) Bugün yani şubat ayının son günü dördüncü haftamı tamamlamış bulunmaktayım. Haftada bir gün gidiyorum, gözlem yapıp alana dair bilgiler ediniyorum.

Benim için değerli bir deneyim oluyor zira bu benim ilk stajım ;) Mesleki anlamda daha önce alana inmemiş olmakla birlikte devlet dairesinde de daha önce görevli sıfatıyla bulunmamıştım. Bu arada belirteyim, RAM'lar Milli Eğitime Bakanlığı'na bağlı olarak çalışıyor.

RAM'ların genel manada iki işlevi var. Birincisi ilçedeki okullar ile bağlantılı olarak özel eğitim gereksinimi olan ögrencilerin belirlenmesi ve devamında gereken adımların atılmasını sağlamak ikincisi ise ihtiyacı olan bireylere psikolojik destek sağlamak.

Stajım bittiğinde edindiğim deneyim ve tecrübelere dair yine yazmayı düşünüyorum. E ne demişler, söz uçar yazı kalır ;)   

Thursday, January 31, 2019

Yeni yılın ilk yazısı!

Yeni yıl geldi, hatta ilk ayı bitti bile.
Zaman akıp gidiyor, dur demek olmaz.

2019'da gerçekleştirmek üzere hedeflerimi listelemiştim. Büyüklü küçüklü, kimisi kolay kimisi zor hedefler... Bunlardan bir tanesi de her ay blogda en az bir yazı yazmak idi. Hem yazmayı seviyorum hem de yazmak istiyorum  ama bir türlü başına geçmiyorum, geçsem de yazdıklarımı beğenmiyorum, sürekli sil baştan yapıyorum derken en iyisi dedim bunu bir hedef olarak koyayım kendime. Böylece zinciri kırmadan yıl sonunda en az 12 yazı yazmış olurum ;)

Bu arada henüz buraya kadar okuduğunuz kısmı silip yeniden yazmadım, aklıma ne geldiyse onu okuyorsunuz. Çünkü bazen yukarıda da dediğim gibi sürekli silip baştan başlama ihtiyacı hissediyorum, ilk taslağımın bile mükemmel olmasını bekliyorum ki bu deveyi hendekten atlatmaktan daha zor. Neyse ki bu çıkmazı fark edebildim ve iyisiyle kötüsüyle yazmaya karar verdim.

Düzenli blog yazmak cidden emek isteyen bir şey. Bu konuda sevgili arkadaşım Cemre'yi buradan tebrik etmek istiyorum. Kaç zamandır yazıyor tam kestiremiyorum ama elinden geldiğince aktif kalıyor, yazıyor ve inanın okurken keyif alıyorsunuz. Unutmadan Cemre'nin blogu için buraya tıklayabilirsiniz.

"Fotoğraf olayı ne alemde Ebrarcım?" diye soracak olursanız yeni yıl hedeflerimden birisi de ayda en az bir gün fotoğraf çekmek. Bu bir gezi olabilir, dolaşmaya çıktığım bir gün olabilir ya da evde ışık çalıştığım fotoğraflar olabilir. Bunu hedef koymamdaki amaç ise, fotoğraf çekmek bana çok iyi hissettiriyor! Eğer yapılacaklar listeme eklemezsem boş bir günüm için bile bir sürü şey çıkabiliyor. Bu ayki fotoğraf günümü gerçekleştirdim bile ;)

Şimdilik diyeceklerim bu kadar.
Sevgiyle kalın,
Ebrar.


Monday, June 19, 2017

Kısa Ömürlü Bir Varlık

Saat sabahın altısı.

Otobüsün sisten dolayı hızını azalttığı şu sıralar hostun sabah servisi olarak dağıttığı kahvemi yudumluyor, bir taraftan da camdan akan manzarayı yakalamaya çalışıyorum. Ve görüyorum ki yeşile sis çok yakışıyor. Üzerimde uykusuzluğun verdiği bir sersemlik var lakin güneşin doğuşunu kaçırmadığım için uzun zamandır hissetmediğim kadar iyi hissediyorum.

Sık sık yaptığım yolculuklar sayesinde kendimce edindiğim bir tecrübe var. Yolda olmak insanın algısını bir üst hatta belki birkaç üst seviyeye taşıyor ve birden kısa ömürlü bir varlık vuku buluyor insanın derinlerinde. Yolculuk bittiğinde bir şeyleri değiştirebileceğine inanan, insanı normalden daha cesur ve daha kararlı kılan bir varlık. Bu varlığı Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam'ında betimlediği yaratığa da benzetebiliriz: "Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış. Salt çıkarını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık. Onun büyük işler yapacağı umulur. Ama beş on dakikada ölüyor. Sokak sinemadan çıkmayanlarda dolu; asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar." Ve evet, yolculuğumun sonuna yaklaştıkça bahsettiğim kısa ömürlü varlık içimde kıpırdanmaya başladı. Varış noktası için sabırsızlanan ama bir o kadar da yol biteceği için üzülen ve beni hayatıma dair yeni kararlar almaya zorlayan bir varlık. Zannediyorum ki algımı üst seviyeye çıkararak bana hayatı sorgulatan da yine bu varlık.

Saat sabahın yedisi.

Yolda olmanın güzelliğini hissettiren bu sabahtan bir kaç saat sonra can verecek olan içimdeki varlığa sevgilerimle.



Thursday, February 23, 2017

Sıradışı Bir Etkinlik: Kurgu Nakli



Geçtiğimiz hafta Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi'nin ve Metin Deneyleri Alanı'nın ortak çalışması olan deneysel bir etkinliğe katıldım: Kurgu Nakli. Adından da anlaşılabileceği gibi hayli farklı bir etkinlikti. Zaten haber alır almaz 'Ben buna gitmeliyim!' demiştim.  Etkinlikte disiplinler arası geçişe ve sanatçıların -Murat Palta, Afşin Kum, Alper Canıgüz- yaratım süreçlerine tanıklık ettik.

Etkinlik başlamadan önce açılmaması suretiyle girişte herkese içinde hikaye* olan bir zarf verildi. Sanatçılar bu hikayenin h'sini daha önce okumamışlardı tabii ki. Önce Murat Palta ve biz seyirciler hikayeyi birlikte okuduk. Akabinde Murat Palta hikayeden yola çıkarak doğaçlama çizime başladı.Hikaye içinse diyebilirim ki; bugüne kadar okuduğum hikayelerden oldukça farklıydı. Bu arada biz de çizimi projeksiyon vasıtasıyla yansıtılan duvardan izliyorduk. Murat Palta'nın çizimi başarılı olmasının yanı sıra hikayeyle de bütünleşiyordu. Tabii ki bizim için böyleydi durum. Kısa bir ara verildikten sonra salona Afşin Kum ve Alper Canıgüz geldi. Murat Palta'nın çiziminden yola çıkarak hikayelerini yazmak için kolları sıvadılar. Eş zamanlı olarak farklı hikayeler kaleme alındı. Bu arada çizim süreci için de hikaye süreci için de süre kısıtlaması vardı, 30-40 dakika kadar. Yine biz seyirciler yazma aşamasına da şahitlik ediyorduk.  Süre bitiminde iki sanatçı da kendi kısa hikayelerini okudular. Özellikle Alper Canıgüz'ün çok pozitif, neşeli ve espritüel olduğunu söyleyebilirim. Belki aranızda daha önceden onu tanıyan ve yazdıklarını okuyan vardır. Ben hep denk geliyordum ama okumaya fırsatım olmamıştı bir türlü. Ama bu etkinlikten sonra en yakın zamanda kitaplarını okuma kararı aldım ;) Son olarak asıl hikayemiz bir kez daha okundu. Tabii ki ikisi de çok şaşırdılar.

Etkinliğin en çok vurgulanan amacı ise herhangi bir şey ile sınırlandırılmanın yaratım sürecini nasıl etkilediğini göstermekti diyebiliriz. Nitekim etkinlik bitiminde yapılan söyleşide üç sanatçı da haliyle çok gerildiklerini belirttiler. Normal hayatta da böyle değil mi zaten? Şu konuyla ilgili kompozisyonu/araştırmayı yarına kadar yazacaksın denildiğinde ne hissediyoruz? Yazacağımız şeyler somut bile olsa streslenmeye başlıyoruz. Ki sanat dediğimiz alan zaten başlı başına bir dünya.

Kurgu Nakli'nin bende iz bırakmasının sebebi ise ilk kez bir sanatçının -hatta burada üç sanatçının- yaratım sürecine tanık oldum. Gerçek süreçlerinin bir izdüşümüydü bu süreç. Nerelerde duraksadılar, hangi bölümleri yeniden yazdılar/çizdiler, yazarken/çizerken yüzlerindeki ifade nasıldı... her birisine bizzat şahit olduk. Bu yazının adı şahitlik mi olsun ney ? Çünkü çok kullandım bu tabiri.
İleride böyle bir etkinlikten haberdar olursanız muhakkak gidin, sakın kaçırmayın derim. Hoşça kalın!


Ceset Tiryakisi , Alissa Nutling

Thursday, February 9, 2017

Hakkımda


Fotoğraf çekmekten büyük keyif alan bir üniversite öğrencisidir.
İstanbul'da yaşar.
Okumayı da yazmayı da çok sever.
Mevsimlerden ise sonbaharı sever, bol bol Teoman dinler.