Akşam trtde film vardı, "Aşk Tesadüfleri Sever" her zamanki huyumdan ötürü izlememiştim daha önce. Bir ara çok popülerdi, herkes bu filmden bahsediyordu, sırf bu yüzden izlemek istememiştim. Evet böyle garip huylarım var. Garip şekilde, popüler olanı reddediyorum uzun zaman. Bende böyleyim işte.
Neyse böğüre böğüre ağladım tabii ki. Genel olarak saçma bir filmdi aslında. Tamamen "film icabı" olan olaylar bütünü. Senelerce frp ( fantasy role playing) oynamış, uğruna dragonlance serileri bitirmiş ve tam bir lotr delisi olan bana göre bile baya fantastikti. Son sahnede Şebnem Ferah - Hoşçakal çalışıyla birlikte koptum. Osi hayretle bana bakıyordu. Ağlama sebebim film değildi aslında. Tamamen içimde birikenler, şebonun bende bıraktığı izler ve fazlasına ağladım. Ağlayınca rahatlar insan ama ben tam dökülemedim galiba. Sonra çamaşırları astım ve uyuduk.
Osi'nin işleri iyi değil bu ara. Çok mutlu gelmiyor eve, bir şey de anlatmıyor. Ne ketum adam.. Ben ne hissetsem hemen dilimde, söylemesem bile yüzümde. Mimiklerimden nefret ediyorum. Sinrilendim, gerildim, heyecanlandım, hemen anlarsın. Hemen gözüm parlar, hemen yüzüm kırışır, hemen gamzeler çıkar. İyi değil işte.
Çok canım sıkılıyor. Evde olmaktan çok mutluyum. Çelişkiye bak :) Evde olmaktan yana sıkıntım yok. Ev temiz, dolaplar düzenli, çamaşırlar ütülü, yemekler taze.. Güzel bu düzen. Bunu seviyorum. Sıkıntım, bundan fazlasını yapacak kapasitedeyim. Kapasitenin tamamını kullanamamaktan kaynaklanıyor bu sıkıntı. Geçen gün babam yaşındaki bir abimle konuşuyorduk, "senin kişiliğinde üretmek var, üretmediğin zaman yoruluyorsun" dedi. Altına imzamı atarım. Yoruluyorum. Üretmemekten yoruluyorum. Kafam dolu değil. Kafamın dolu olmamasından yoruluyorum..
Girip bir yere çalışmakta istemiyorum işin ilginç yanı. Evde ne yapılır ki?
Bilmiyorum. Sürekli düşünüyorum, bulurum herhalde.
Sevgiyle,
Bukle







