9 Ocak 2015 Cuma

Rude

Karnım şişti kocaman oldu. İçimde geçmek bilmeyen bir sıkıntı var, kaç gündür bu şekilde. Karnımdaki şişliğin Osi'nin söylediği bir cümleden kaynaklandığını biliyorum. Henüz hazmedemedim..

Akşam trtde film vardı, "Aşk Tesadüfleri Sever" her zamanki huyumdan ötürü izlememiştim daha önce. Bir ara çok popülerdi, herkes bu filmden bahsediyordu, sırf bu yüzden izlemek istememiştim. Evet böyle garip huylarım var. Garip şekilde, popüler olanı reddediyorum uzun zaman. Bende böyleyim işte.

Neyse böğüre böğüre ağladım tabii ki. Genel olarak saçma bir filmdi aslında. Tamamen "film icabı" olan olaylar bütünü.  Senelerce frp ( fantasy role playing) oynamış, uğruna dragonlance serileri bitirmiş ve tam bir lotr delisi olan bana göre bile baya fantastikti. Son sahnede Şebnem Ferah - Hoşçakal çalışıyla birlikte koptum. Osi hayretle bana bakıyordu. Ağlama sebebim film değildi aslında. Tamamen içimde birikenler, şebonun bende bıraktığı izler ve fazlasına ağladım. Ağlayınca rahatlar insan ama ben tam dökülemedim galiba. Sonra çamaşırları astım ve uyuduk.

Osi'nin işleri iyi değil bu ara. Çok mutlu gelmiyor eve, bir şey de anlatmıyor. Ne ketum adam.. Ben ne hissetsem hemen dilimde, söylemesem bile yüzümde. Mimiklerimden nefret ediyorum. Sinrilendim, gerildim, heyecanlandım, hemen anlarsın. Hemen gözüm parlar, hemen yüzüm kırışır, hemen gamzeler çıkar. İyi değil işte.

Çok canım sıkılıyor. Evde olmaktan çok mutluyum. Çelişkiye bak :) Evde olmaktan yana sıkıntım yok. Ev temiz, dolaplar düzenli, çamaşırlar ütülü, yemekler taze.. Güzel bu düzen. Bunu seviyorum. Sıkıntım, bundan fazlasını yapacak kapasitedeyim. Kapasitenin tamamını kullanamamaktan kaynaklanıyor bu sıkıntı. Geçen gün babam yaşındaki  bir abimle konuşuyorduk, "senin kişiliğinde üretmek var, üretmediğin zaman yoruluyorsun" dedi. Altına imzamı atarım. Yoruluyorum. Üretmemekten yoruluyorum. Kafam dolu değil. Kafamın dolu olmamasından yoruluyorum..

Girip bir yere çalışmakta istemiyorum işin ilginç yanı. Evde ne yapılır ki?  Pasta yapmaktan sıkıldım. Hayır pasta yapmaktan sıkılmadım aslında, insanların şımarıklığından, fiyat konuştuğumuzda deli gibi pazarlık yapıp, söyledikleri fiyatı daha az süsleme tasarlayarak kabul edince ben, sürekli telefonla taciz ederek "şu da olsun muuu, bu da olsun muuu, bak en güzel pasta benim çocuğumun ki olsun tamam mııııı" demelerinden sıkıldım. Her pasta siparişi öncesi mideme giren kramplardan, acaba beğenecekler mi? korkusundan sıkıldım. Çok gerildim, keyif alamadım pasta yaparken. İnan insanlar o kadar sınır tanımaz ki, biraz yüz versem "hadi sen pastayı yaparken bende yanında oturayım sana bakayım" diyenler çıkardı... Ayrıca ev açık mutfak, köpek var.. olmaz yani.

Bilmiyorum. Sürekli düşünüyorum, bulurum herhalde.

Sevgiyle,
Bukle

3 Ocak 2015 Cumartesi

olan biten

:)
Ne biçim de yıl geçti!
Hayatımın en bomba senesiydi resmen. Daha önce bu kadar koşturmamıştım. Popülerlik tavan yaptı, herkes peşimde pervaneydi, vallahi çok hoşuma gitti :)

Oturup eski yıl, yeni yıl hesaplaşması yapmayacağım şimdi. Yeni yıl dilekleri ve kararları da saçma geliyor, verilen kararların çabuk unutulduğuna şahidim.

Bu sene yeni yılı annemlerle birlikte geçirmek istedim. Ev çok boş kalacaktı gitmeseydik. Annemler mahsun olacaktı ister istemez.. Biz her sene yeni yılın ertesi günü toplanırdık annemlerin evinde. Ablamlar falan gelirdi, hediyeler o gün açılırdı. Bu sene ben annemlerle kutlayacağım diyince onlarda gelmek durumunda kaldı :) eh iyi oldu! Hindiyi ben pişirdim yine. Senelerdir aynı tarif ve aynı sonuç. Klasik tarifim oldu ve çok memnunum. Ayrıca çok pratik. Bir sonraki yazıda vereyim tarifini, seneye hazırlık olsun isteyene.

Ertesi gün de kayınvalidemde bir organizasyon yaptım, eltiyle görümceyi kafalayarak kayınvalidemin evinde kahvaltı düzenledim. İki aileninde gönlü hoş edildi, bizde mutlu olduk. Yılbaşının ertesinde uyanması çok zor olsa da!! Güzel organizasyondu. İnsanın sevdikleriyle, kocaman kalabalık bir masada yemek yemesinden daha güzel ne olabilir ki? Yemek pişirmeyi seviyorum, gerçekten çok seviyorum, yıllardır hazırladığım kutlama masaları 10 kişinin altına düşmedi ( bizim ailenin kalabalığından ötürü) Hazırlaması keyifli, sunması keyifli, oturup güle oynaya yemesi keyifli.. Kutlama demek, yemek yemek benim için :)

2014, aile büyüklerinin kıymetini anladığım sene oldu aslında. Hayır bunun sebebi evlilik değil. Bir aile yakınımıza doktorun 4 ay ömür biçmesi asıl sebep. Kaybetme korkum tavan yaptı. Hem kendi aileme, hem Osi'nin ailesine daha sık gider oldum. Yarın bir çok şey için çok geç olabilir işte. Hayat dediğin şey ne kadar da tuhaf. Hiç vakit kaybetmemek lazım aslında. Yemek mi istiyorsun? Ye. Almak mı istiyorsun? Al. Denemek mi istiyorsun? Dene! Gül! Ağla! Bağır! Kahkaha At!!!! Bunlar için başına bir şey gelmesini bekleme işte. Bunları bildiğim halde, daha derinden farkettiğim bir sene oldu. Şimdi daha sık söylüyorum seni seviyorum diye etrafımdakilere. Kırılmıyorum eskisi kadar. Küsmüyorum. Yarın belki de çok geç. Bir gün lanet doktorun biri çıkıp 4 ay ömür biçebilir en kıymetline. Öyle işte.

Evlilik iyi gidiyor. Bu adam bana hayatımda ilk defa bebek istediğimi farkettiriyor. Farketmemeye çalışıyorum. Dur daha erken yani. Sözleriyle değil ama davranışlarıyla bana kendimi özel hissettiriyor. Hoşuma gidiyor..

Site hayatından nefret ediyorum. Keşke minnacık ama müstakil bir evimiz olsa. Bahçesi minicik olsa bile yeter. Sırf bize ait olsa.. Ah be! ( hadi evren be! )








9 Aralık 2014 Salı

Bir kahve içeydik?

Arka komşu manyak çıktı blog. Zaten bende şans olsaydı :)

Bir gün aynı asansöre binip aynı kata çıktığımızı farkettiğimizde tanışmış olduk. Arka dairede oturuyormuş. Bende her zamanki samimi konuşma tarzımla iki üç cümle ettim ve geçtik evlerimize. Çalışıyor musun diye sormuştu, bende yok demiştim kadın çok sevinmişti. Çakamadım meseleyi blog. "Kime sorsam çalışıyorum diyo kimseyle görüşemiyorum" demişti. Üstüne varmadım. Meğerse kader ağlarını örmeye çoktan başlamış..

Ertesi gün Osi tam evden çıkmıştı kapı çaldı, pazara gidiyorum bir şey ister misin? diye. Yok dedim.

İki gün sonra tekrar karşılaştık kahve içelim diye tutturdu. İyi de kadını tanımıyorum. Tanımakta istemiyorum evet biraz yabani olabilirim :)) Yani gereksinim duymuyorum diyelim, arkadaşlarım var, bu siteden tanıdığım arkadaşlarım da var, ablam çok yakında oturuyor, Osi'nin zaten kaçta işe gidip, kaçta geldiği belli değil. Bazen erken geliyor, bazen geç gidiyor falan. Yani tabii ki tanışırız, kaynaşırız belki bir süre sonra ama herkese kalbimi açamıyorum ben yapım buna müsait değil. Yavaş yavaş, zamanla samimi olmak daha güzel bence. Herkesle samimi olmak gibi bir mecburiyetim de yok bana göre. Hele ki birden bire üstüme düşüyorsa bunalıyorum ve çekiyorum kendimi. Bende böyleyim işte. Yabani evet  :)

Ben kadını habire reddetmeye başladım, ben reddettikçe o üstüme gelmeye başladı, baktım böyle olmayacak bir gün tamam dedim ve kahveye gittim. yarım saat oturduk ve geri geldim. Bitti sandım, bitmedi. Bitmeyecekmiş meğer.

Ben kahveye gittikten sonra kadıncağız boyut atladı ve telefon numaramı istedi. Çünkü bazen kapıya geldiğinde evde yokmuşum gibi yapıyordum. Evet yapıyordum. Numaramı istediğinde yanlış vereyim diye düşündüm ama abartmak istemedim. Zaten kadın hemen önümde çaldırarak sağlamasını yaptı...

Sabah daha Osiyle kahvaltı yaparken aramalar başladı.. Evde misafirim varken aramalar, dışardayken aramalar.. kahve içelim mi arzu? işkembe çorbası yaptım içer misin arzu? (ciddiyim)

bende ne davet ettim, ne de kendim gittim. Ses tonum da eskisi kadar sıcak olmamaya başladı.. aramalar bitti. Kabus bitti mi? Kader diyorum ağlarını örmeye başlamış diyoruuum!

bukle

Bazen karşılaşıyoruz yine bahçede ya da kapıda.. Her gördüğünde orfe şikayeti. Köpeğim yani. Eskiden yoktu ama bu :) Bazı akşamlar osiyle spora iniyoruz aşağıya, site içindeyiz yani ve max 1 saat sürüyor. 9-10 arası gidiyoruz. Havlıyormuş. Elim kolum bağlandı. Sen misin kahve içmeyen?! Osi çok dalga geçiyor tabii :))

Ne yapıcaz bilmiyorum. Şimdilik bulduğumuz çözüm bir gece o gidiyor, bir gece ben. Birimiz hep evde. Dur bakayım ne olacak.

Bugün kek falan yapıp götürsem mi ne yapsam? Ev alma komşu al demişler malum :)))

8 Aralık 2014 Pazartesi

Şükür ve teşekkür

Enteresan bir dinginlik halindeyim bu aralar.
Sürekli bir şükür ve teşekkür hali. Tasavvufla da ilgilenmiyorum nedir bunun nedeni bilemedim.
Kötü durumlarda bile iyiyi görme çabası, akışına bırakma, olmuyorsa üstelememe ve keyfini çıkarma vaziyetleri.

Eski gergin, ısrarcı, zorlayıcı bukle geri planda duruyor galiba. Yeni bir yüz çıktı dışarı.Sebebini hiç bilmiyorum hayırlısı :)

Beğenilerim bile değişti sanki. Daha kasım ayının son haftası çıkarmıştım yeni yıl süslerimi. Gönlümce süsleyeyim dedim, süsledim de, Osi isyan etti bir süre "evi oyuncakçı dükkanına çevirdin" diye ama alıştı sonra :) Çaktırma blog, kimseye itiraf edemiyorum ama gözüme batmaya başladılar sanki! Boş olsun, düz olsun, yalın olsun, doğal kumaşlar, doğal dokular olsun diyorum kendime. Zaten english home sayesinde tüm evler cupcake ve çiçek motifli ıvır zıvırla doldu o yüzden mi sıkıldım acaba? Instagramda gördüğüm evler aynı tornadan çıkmış gibi. Pembeler, maviler, minik çiçekli motifler.. Hepimiz barbi olduk anasını satayım. Neyse herkesin kendi zevki tabi.

Herkesin yaptığı sıradan geldi bana hayatım boyunca. Sanki ben hep radikal mi oldum? Hayır sıradan bir insanım ama, geyikli taytım olmadı mesela, ya da ugglarım olmadı. Akıllı telefonu alalı iki ay oldu sen düşün.. Gerektikçe alma, yaşama taraftarı oldum hep. Bende böyle bir cinsim işte..

Hayat güzel. Gayet sıradan ve rutin. Sevgiliye yemekler yapmaca, evi temizlemece, ablayla kahve içmece, orfeyle bol bol vakit geçirmece yani. Mutluyum. Sıkılırsam değiştiririm :)

Hepimize keyfini çıkarttığımız günler dileğiyle blog

Bukle

28 Kasım 2014 Cuma

Karbonatmak ya da karbonatmamak - Bukle usulü baharat karışımı

İşte bütün mesele bu!

Vay sen benim başımı ağrıtan dertlere bak :)
Hep boş gezenin boş kalfası olmaktan kaynaklanıyor bunlar :)



Geçen gün pinterestte dolanırken gördüğüm diy ornoments projesine dibim düşmüştü. Dün hamuru yoğururken, "keşke fotoğrafını çekip blogta yayınlasam" diye düşünmüştüm ama önce sonucu görüp ona göre bir ölçü daha yaparım demiştim.

"Evde yapılan polimerkil" olarak tanımlayabileceğim bu proje suya düştü. Çirkin oldular. Kabardılar ve çatladılar. Duruyorlar kenarda yarın kafa yorucam üstüne, malum kafam boş olduğu için.. :)

İnsan kendine hakaret etmez herhalde bende bunu yapmıyorum zaten ama bir konuda da içimi dökmek istedim blog. Hiçbir zaman kariyerim olmadı benim. Benim seçimlerim oldu bazen, bazen seçmediklerim de oldu. Seçtiğim ama başarılı olamadıklarım da oldu. 32 yaşında, yaşıma göre de olgun bir insanım ve kendi hayatımdan ben sorumluyum.

Babamın evinde mutlu ve mutsuz günlerim oldu, boşluktan sağa sola sardığım anlar, depresyonlar, güzellikler, huzurlu anlar, gözyaşları ve bitmeyen bir sevgi.

Kendi evime geçtiğimde sevdiğim insanla birlikte yaşamanın keyfini tattım. Sevgimden ne yapacağımı bilemediğim anlar ile yüzünü dahi görmek istemediğim zamanlar arasında gidip gelen, ana teması huzur ve barış üstüne kurulu ama üst katlarda da kızgınlıktan duramayıp en sonunda gidip "hart" diye ısırıp rahatlamalar, o yemek yerken ya da uyurken  dakikalarca hayran hayran bakmalar, "allahım şükürler olsun çok seviyoruuuummmm"lar ve "nereden buldum seniiiiiiii yazık o güneeeeee"ler var bizim evde. ev işte.

sonra bir de benim hayatım var blog. Hem babamın evinde, hem kendi evimde yaşadığım hayatım. Doğrularım, yanlışlarım, olmayan kariyerim, olan mutluluğum, mutsuzluğum, iniş ve çıkışlarımla, kıvırcık ve hep kabarık olan saçlarımla birlikte yaşayıp gittiğim hayatım.

Kendi seçimlerimi yaşıyorum.

Dün kendi kendime yılbaşı süsü yapmayı seçtim. Olmadı.

Bugün kendi baharat karışımımı yaptım. Oldu. Geçen pazardan aldığımız kerevizin yemyeşil, taptaze yaprakları vardı kurutmuştum onları. Geçen günde ısırgan otu bulmuş onu kurutmuştum. İkisini havanda dövdüm. İçine maydanoz saplarını fırında kurutup ekledim. Aklıma gelen tüm baharatları kattım sonra.. Kekik, nane, pul biber, zencefil, kimyon ve tuz. Biz himalaya tuzu kullanıyoruz ama normal tuzda iş görür. Kaya tuzu da olabilir bak, dövüldüğünde kırılacak nasıl olsa. Karıştırdım onları. Markette satılan "tuzot"lar var ya, ben kendi tuzotumu yaptım. Granül sarımsak yoktu evde, fırında gerçek sarımsak kurumaz sanırım. O yüzden granül aldığımda ondan da ekleyeceğim içine. Şimdi diyeceksin ki, "git marketten tuzot al kullan" ama işte bu benim seçimim. Keyif alıyorum mutfaktan, evden. Ev kadını olmaktan. Ev demek sadece oyun konsolu, english home'dan alınmış her evde olan eşyalar, kahveye gelen komşu, altın günü, kitap, kahve ya da çocuk zırıltısı değil bence. Herkesin evi kendine. Ben evle uğraşmayı seviyorum. Herkesin uğraşı kendine :)

bukle

17 Kasım 2014 Pazartesi

"Koca adamı kocatır. Kocatmasa adı koca değil gonca olurdu" derdi anneannem...




Hahhaayyy daha evleneli kaç ay oldu, başlığa bak sen :))

Yaaaa zor. Zor arkadaşım zor. Bu yaşa kadar kendi alışkanlıkların, düzenin, prensiplerin oluşmuş ve bunları bambaşka düzenlere oturtmak çok zooooooor!!

Çakışıyorsun elinde değil. Sürekli bir "ben" tartışması. "biz" olabilmek mesele zaten. Sana ters gelen bir davranışı görmemezlikten gelirsen acaba daha kötüleşir mi? Yoksa böyle mi kalır?

Eh oda haklı, akşam evde geçirdiği birkaç saat ve o sürede rahat etmek istiyor. Ben tüm gün evde sıkılmışım zaten ona sarıyorum.

Cicim ayı çabuk bitti diyeceğim bizim cicim ayımız yoktu ki biz hep normaldik zaten. Ay ne bileyim!

İnternete bakıyorum, ev kadınlarının hep akşamları ilgilendiği hobiler var. "huzur köşeme kaçıyorum, kahvemi yapıp hobimle ilgileniyorum" durumları. Demek ki tüm kadınlar aynı ama kimse kocaya sarmıyor eve gelince. Adamların elinde kumanda, tv esiriyiz ailecek yani. Ben tvden nefret ettim bunca zaman. Allahım fener maçlarını izliyorum, yetmiyor bir de yorumları dinliyorum.. Ofsayt nedir onu öğrenicem yakında. Normali bu mu? Ablam "evliliği ne sandın ki" diyor.

Seviyorum da.. Kıyamıyorum da... konuşuyoruz neyse ki.. "bazen bişeylere kızıyosun ama ben anlamıyorum ki neye kızdığını" diyor. Saf mıdır nedir.. :)

Ben miyim acaba zor olan? Ne bileyim. Kahve içiyorum instagrama koyuyorum bende. Sıkıntıdan hep bunlar :)) aman be blog :)

Benle yaşaması da zor yani farkındayım. hem ikizler burcuyum hemde kıvırcık saçlıyım sen düşün. Hem de agrefisim. ama güzel yemek yaparım yani!!! üff gideyim bir kahve yapayım da instagrama koyayım...


23 Ekim 2014 Perşembe

Kahve-altına bol çikolatalı brownie

Kahvaltı dediğin üstünde pijamayla yapılır aslında. Öyle cici bici giyin, taran süslen, eh az ya da çok  makyajda yapıyorsun tabi, ondan sonra kahvaltı masasına otur. Pek bana göre değil. Tamam gözümüzü kaşıya kaşıya da oturulmaz ama güzel bir sabahlık, gazete ya da tv hem uyanma hem de güne hazırlanma safhası bence kahvaltı. Yıllarca üstümde önlük, sabahın bir körü yarı uyur yarı uyanık, hala acıkmamışken zar zor yuttuğum yiyecekler aklımda hep böyle güzel kahvaltı sofraları kurdurdu hayalimde. Eh artık sabahlıkla süzülüp yanarlı dönerli kahvaltılar hazırlıyorum. (Hahaayyy yalana bak. Osi misafirlere kurduğum sofrayı görünce, bende yarın böyle sofra istiyorum dedi. Erkek dediğin nankör şekerim, sanki aç bırakıyoruz cık cık cık! )



Neyse halam ve yeğenim bana gelmek istediklerini söylediler. Malum çocukların okul çıkışı, herkes vakitli kalkmak zorunda olduğu için kahvaltıda buluşalım dedik. Aldı beni bir düşünce...




Neyse hazırladım bir iki ufak şey. Cafe Fernando'dan aldığım yıllardır ha bugün ha yarın yaparım diye beklettiğim browniyi yaptım. Neden beklediysem?? Denesenize.. Kahvenin yanında ikram ettim ve açıkça söylemeliyim ki, güne damgasını vurdu!!


Kurutulmuş domates sever misiniz? Üstüne sıcak su döküp biraz beklettikten sonra süzerek doğrayın, tuz ve karabiber ekleyin, sızma zeytinyağı, limon ve kekik. Hem sağlıklı, hemde gerçekten çok lezzetli oluyor biz sabahları severek tüketiyoruz. (Nereden geliyor bu kilolar?? )