Pazar sabahları radyoda (NTV radyo - 104.7) Halit Kıvanç'ın programını dinliyorum..... Her seferinde gözlerim doluyor....
denizartibir
14 Şubat 2021 Pazar
8 Şubat 2021 Pazartesi
Climax ve bir takım filmler
Climax: Haftasonu Filmi izleme girişimim başarısızlıkla sonuçlandı. O kadar gerildim ki.... o kadar sinirlerim bozuldu ki...... Bir korku filmi izlesem bu kadar ürkmezdim herhalde. Tribe girdim resmen ve yarısında artık dedim ben bunu kendime yapamıyacağım. Zaten filmin dans sahneleri geçip de ortamda çocuk olduğunu görünce "Eyvah" dedim..."Eyvahlar olsun".... Çocuğu elektrik dolabı odasına kapatınca (annesi taraından bir de), nerdeyse tün sırtım gerilmiş boynum tutulma seviyesine gelmişti. O kadar gevşeme egzersizleri, meditasyonlar hoop boşa gitti. Gaspar Noe disturbing bi yönetmen evet, Irreversible filmi zamanında yarısında sinema salonunu terk edenler konuşulmuştu, ki pek anlam verememiştim. Ama buradaki bu psikolojik durumlar mı beni bu kadar tedirgin etti bilmiyorum. Hatta nedenini kendime sormak bile istemiyorum sanırım.
Malcom & Marie : Siyah beyaz olması dışında
pek hoşuma giden tarafı olmadı desem çok mu ayıp etmiş olurum. Pencereden
gözetliyormuşuz gibi evi izlememiz ilk başta hoşuma gitti. Bir Woody Allen
diyalokları lezzeti geliyor sanki dedim. Beklentiye girdim hatta sanırım. Ama maç şeklinde ilerleyen
tartışmaları beni yordu. İçinden çıktım sürekli filmin. Çıktım ve daha çok bu
replikleri kaç bin saatte ezberlediklerini düşündüm, ki bu bence pek de beni
sarmadığının işaretiydi.
Fleabag: iyiydi... "nice, very nice
dear" diyip burada ekrana bakıyoruz....
Snowpiercer: Oley ikinci sezon
yayınlandı.
Headspace Guide to Meditation: Netflix de ara
ara açıp bir bölüm atıyorum. İkinci ve üçüncü bölüm çok tatlı. (Deep
connection)
Pretend It's a City: Yine ara ara açtığım ve içimden
kıs kıs güldüğüm bir belgeselimsi eleştirel şehir güzellemesi (mi nedir? bu tam
da bilemediğimiz bir dizi). Martin Scorsese nasıl geri planda tutuyor
kendisini, çok şeker ya dede. Bu arada büyük şehirde yaşama baskısından dolayı
ara ara biz de aynı konulara söylenip Emekli Albaya bağlıyoruz ve bu bana çok
komik geliyordu. Bekli de o nedenle sevdim.
veee son olarak....
Vikingler: Onu da bi ben izlemedim herhalde :)(
3 Şubat 2021 Çarşamba
TÜY
Baktığı yöne doğru başımı çevirdim, dalmış
gitmiş gibiydi arkada bir yerlere. Gözlerini indirdi sonra, takma kirpik takmış
ilk defa. Bunun için bir saat uğraşmış. Söylerken sanki kirpikleri yerine dün
geceki tartışması aklına gelmiş gibiydi. Elinde şemsiyesini çevirdi, çizgili
giymişdi. Sanırım bir haftadır görmedim, özlediğimi anlamış. Ben girer girmez
kapıda belirmişti, bronzlaşmışsın dedim. Plajda uyuyakaldım dedi. Plajı
düşündüm, uyuyuşunu...... Yeni kestirdiği saçları uzun daha hoştu, uzaklara
bakarken, gözleri onu arıyodu. Ona onu sormayı aklımdan geçirdim, hemen
vazgeçtim. Plajda olsak ne eğlenirdik dedi, herkesin takma adı vardı dedi.
Anlatmasını istedim, elime kalemi kağıdı aldım not ettim kısaltmaları dedi.
Hiçbirini hatırlamayacağımı biliyordum. Oda beni tanıyodu, arkalara baktı,
yerde bir salyongoz gördük. Bir film geldi aklımıza onu izlemeye gittik
cebimize, izlettik hatta birbirimize.
Bir sigara daha yaktık, elimize yakıştı o
an. Başımı çevirdiğimde içkisi hakkında söyleniyordu. Söylenebilecek ne varsa
söylüyordu gerçektende. Dinlemek hoşuma gitti. Bitirir bitirmez bana da
denetti, bende söylendim biraz. Yerde beyazın üstünde salyongozu öylece
bırakamazdık, aldı yeşilliklere götürdü. Yürüdü, yürüdü, yürüdü…. gibi geldi
bana, hemen ilerideki yeşilliklere bıraktı. İçi rahat edince artık, içkisine ve
söylenmesine geri dönebilirdi. Baktığı tarafa gözlerimi çevirdim, o zannettiği
birine bakıyodu. Onu aradı, konuştu ama ulaşamadı. Konuştuğu kişiye
ulaşılamıyordu. Sinirlenmeyi denedi, sanırım olmadı içkisinden bir yudum alıp
ona sinirlenebildi. Oradan çıktık.
Orta şekerli bir kahve istiyorum, aslında
aklımdan şekerli geçiyor dedim. Bedenime dikkat etmeliyim diyorum kendi kendime,
başını sallayıp onaylıyor gözlerimin içine bakarak, otoriteye boyun eğer gibi. Gözlerimin içerisine bakınca tüm hücrelerim titreşiyor. Mevzuya dönüyorum, ama aklıma benim de dün gece neler gördüğüm geliveriyor. O ormandaki
kalabalık partide ne kadar da yalnızdım diye düşünüyorum. Saçmalamaktan korkma
anlat diyor yanağıma hafifçe dokunarak. Olanları anlatıyorum bir bir. Onunla laflamak
tüy yutmak gibi hissettiriyor. Hafifliyorum.
Bana hiç bakmadan, elindeki şemsiyesini
açıyor. Siyah şemsiyenin altında oturup, galakside görünmez oluşumuzun keyfini
çıkartıyoruz.
20 Ekim 2014 Pazartesi
13 Haziran 2014 Cuma
Varuna


Bahceliye gitmeyeli heralde bin yıl olmuştur.... Varuna Kafe o lokasyonda bulunan ve içeri girincede aaa İstanbula geldin sanki hissiyatı veren çok şeker bi yer.... yer yoktu bizi terasa aldılar iyice bi İstanbuldayız modu olduk.... bütün duvarlar dolu, renk renk .... arada duvardaki ekranda dans eden tipler görülüyo....arkadaşım anlattı buranın sahipleri dünyayı dolaşıp orda burda dans edip kameraya çekiyolarmış.... duvarda bi anda kabileyle dans eden tipler yada suyun altında dalgıç kıyafetiyle dans eden balık adamlar görüyosun bunların sahipleri olduğunu bilmeden.... ne acayip kafalar var diye düşünmeden edemedim.... bi de tabi bu sahipleri olan arkadaşlar dünyayı dolaşıp sadece dans etmeklede kalmamış anlaşılan ki menüde oldukça kabarıktı... keşfettikleri şeyleri menuye taşımışlar, bilmem kaç çeşit adını hiç duymadığım bira var mesela..... çok tatliiiii bi yermiş, beni böyle bi yerlere götürün aferim....bana böyle gelin .....
22 Mayıs 2014 Perşembe
20 Mayıs 2014 Salı
20 Nisan 2014 Pazar
hafif Kafkaesk ama nice .....very nice
11 Nisan 2014 Cuma
çözemedik
"hani hezıl seni goturdu o dogruluk cesaretlık oyunun nedenını soyledıya sen bana sımdı dıceksın her seyi bılmek zorunda degilsın ama ınsan en azindan soyler bıraz oyle bırden nurpelıne yaklaşınca kıza bak bıde sana zeyno kanka diyo bu ne samimıyet"
..... işte ben buna mesaj derim.....
10 Nisan 2014 Perşembe
20 Mart 2014 Perşembe
mekan dergisi

bu sayısında projemize yer Verdi......tesekkürler :)
not:fotograflar tarafımca cekildi....
17 Mart 2014 Pazartesi
benzer drumlar
Unutamayacağım bir doğa olayıydı bu.”
Franz KAFKA
14 Mart 2014 Cuma
7 Mart 2014 Cuma
yogi yoga yaga master yoda
+1
saçımı sarıya boyattım.... ...neyseki hepsini değil sadece uçlarını .......tam sarı da değil ........jargon gore "kendi rengimin bir iki ton açığına"....... ama hiiiiç ama hiiiç alışamadım........yıllardır gittiğim kuafor her gidişimde beynimi yıkarcasına biraz ışıltı atalım mı, atalım mı....... çok moda atalım atalım lım lım ımımımmmmmm........ron rooon roooon.... en sonunda gecenlerde kafam daalmış "at ya at da sende kurtul bende" dedim..... hoop içeriden bi takım boya aparatları geldi......alemenyum folyo eşliğinde uzaylıya itinayla dönüştürülmemin ardından bekleme süreci ve aman tanrım bu neeeeee.... başkasında görsem beğenebileceğim ama ben de görünce bi tuhaf olduğum saçlar...."ı ıhhh" dedim sıkıntı var....... koyulaştırın......koyulaştırdı ...bi daha koyulaştırın bi daha koyulaştırdı......iyi bari biraz kullaniim dedim......etraftan özellikle Zandan büyük tezahurat alınca kaldı öyle saçlarım.......canııım siyah saçlarım.......genel yorum ise "aaa çok doğal güneşten biraz açılmış gibi" oldu.... ben de iki haftada alıştım gibi.......insan yaşlandıkça ne manyak tutucu oluyomuş arkadaş....biz o saçları eskiden mora falan boyardık hiç de üzerinde durmazdık.....
+1
bu aralar evdeki minik tip Star Wars'a sardırdı.......bütün kapıyı donatmış.......favorim "Jabba the hutt"

+1
kafka cafede Küçük İskender söyleşisi vardı....... ergenliğimize saygı duruşu adına gittik...... off çok fenaydı.... öz'le bizi gülme krizi tutu yine....

26 Şubat 2014 Çarşamba
iptal tehdidi...
seniiii ... seniiii ...(ben de bekliyorum off çok pis bişey söylicek diye)....seni iptal ederim dedi.... hahaha......normalde gülmüyorum bu gibi drumlarda (yada belli etmiyorum) egosu zedelenmesin diye ama buna koptum......"hehe hadi iptal etsene bi beniiiiii" diye diye güldüm......iyice bozuldu tatlişko....sonar ciddileştim özür diledim falan şampuan meselesini tatlıya bağladık
cmrtesi gece tarifesi ve öğrendiklerim
Sonra park bahçe etkinliğimizden çıkıp entellektüel alemlere akmak için Ekin ve Çağatayın sergi açılışına arabaya 6 kişi doluşmak süretiyle ve sanki discoya gider gibi gittik.... arabada Caner anahtarı çıkartsan bile arabanın motorunun çalıştığını ileri surdu bir bilgi daha sana......sergi çok sugardı, ebeveyn gibi gurulandık duygulandık....
ordan eglenceye once serginin üst katında (ev gibi olcak bişiler içeriz dedi Ekin) devam edildi....sonar başka bi yer sonar bakşa yerler darken en son Ekinle ife doğru ilerliyoruduk, bir rock n roll filminin sahnesinde kendimizi bulacağımızdan habersiz... ife dedi Ekin kulisten girelim...ok.... girdik if tıklım pıkış, kulise gittik yemin ederim gaz odası yanında halt etmiş.... duman altı ve grup sahneye çıkmadan once laflamakta, altyazıda koysan belgesel niteliğinde bir kısa film tadında ortam.... ve içeride şeker bir teyzem oturmakta butun bu "yeaaah hell" ortamına tezat.... pardon bu kim dedim... grubun vokalinin annesiymiş...... oda hep onlarla takılırmış.... pause....
yanımdada pskolok bi arkadaşım var bak bak dedim ilginç bir case var burda.....anne var...herkesde nası normallemiş drumu...millet doğal halinde takılıyo, yarı ağzı bozuk konuşmalar, içmeler, muhabbet biraz hardcore... mesela ekin saçını mora boyatmış olan vokalin saçını çok beğenmiş olsa gerek ki kıza" vaaay ne güzel olmuş saçın, g....öt" diye bağırdı annesi de yanındayken hehehehe.....super bi andı....
pskolok arkadaşım (oz) hemen şemalar karışmış, bi gözlem yapiim dedi, sanki roller değişmiş, o onun annnesi digeri onun kızı gibi, aidiyet duygusuyla burda diye hüzünlendi birden,... bi 5 dakka da onu depresif halinden kurtarmaya çalıştık......bissürü bissürü bişey...anlatamıcaklarım da var, onlarda bir bukowski kitabında yer alsın diyerek hayal gücünüze bırakıyorum....
unutmadan bir bilgi daha....oturduğumuz yerlerden birinde tanıştığım bir kız bana mutfakta hiçbirşeyi atmadığından bahsetti....nası yani dedim...anlayamadım resmen... mesela dedi elmaları yedin çekirdeği hariç herşeyi kavanoza doldur su koy kapak kapat bir ay sonar sirken hazır şekerim.... salataya koooy, sebze yıka, temizlikte de kullan... alla alla...sonar organic pazar ve koytavuğunu nasıl kesip kaynatıp minik bulyonlar yapmayı anlattı ki dedim ben napiyorum burda çıkmışım eğlenmeye, turkmax gurme kanalına bağlandım bir anda.... bilgiler bu kadar şimdilik....
19 Şubat 2014 Çarşamba
Bora Uzerin salon erkeği halli klibi
küçüklükten taaa Bodrum Mavide bunlar meşhur olmazdanken beri biliriz arkadaşı, yeni yeni inceltip sesini eski jamiroquai, yeni Jastin Tımbırlek halleri, etraftaki insanlara (ekseri kızlara)laf atıp bulaşmalar, muhabbet açıp ilerleyincede adeti gereği bozmalar falan oyyy oyyyy... böyle böyle meşhur olunuyo demekki diye düşünmekten kendimizi alalmamıştık yıllar içinde bu davranışlarını gözlemlerken ...mesela bizzat benim şahit olduğum şöyle bir olay arkadaşın profilini özetlemeye yeter belkide....
artık yıl 2001 mi 2000 mi, 2003 mu bilemiyorum o civarlar Maviye gittik yanımda çeşitli kız arkadaşlarımla.... Bu arkadaşlardan biri Ella ingilterede, Beryl Amerikada yaşayan son derece hoş, güzel, eğlenceli, yabancı doğallığında hatta mütevazi, aileleri yarı yabancı yari Turk olmasına ragmen sadece yazları geldiklerinden Turk laf sokmalarına, egolarına çok yabancı kızlar....akıllarına geleni ima etmeksizin direk soylemeleri o dönem çok hoşuma gidiyor...
neyse girdik super eğleniyoruz birimizinde doğum gunumuydu neydi hatta.... müzik de keyifli Bora vokalde kopuyo kendince, ve o kadar ama o kadar yakışıklı ve havalı olduğunu düşünüyo ki büyük ihtimalle :).... o sırada bizim masaya dönüyo Bora cemkirmeyle karışık küsmüş bir suratla çok ses yaptığımızı söylüyo...sınıftayız sanki... ben böyle pauselasamda yanımdaki mutevaziler ya bi üzülüyolar bi üzülüyolar....tüh ya ayıp ettik guruba gibilerinden saf saf bunlar içleniyolar....derken ara oluyo dışarıda ego patlaması yaşayan Boranın yanına gidip pardon demek için ilerliyolar .... bilesem bunun huyunu hayatta gönderir miyim kızları.... yanına yaklaşıyolar tam pardon falan diyecekler...."şimdi konuşamam..." diye bunların suratına bile bakmıyoooooo... bunlar böyle yazık çok bozuluyolar, şaşırıyolar, arkalarını dönüp masaya gelip şok şok bakıyolar etrafa hahahaha...iyiki gitmemişim olm olmuştum çok net hatırlıyorum....
bi kerede Odtu de İlhan Erşahin konseri var,... İlhan abimizde bizim o yarı yabancı arkadaşlar hesabı nası kibar takılıyo sahnede mutavazilik akıyo izleyenler bilir... bu da çıktı konsere bir ön plana geçmeler, rol çalmalar, adamı hiç konuşturmamalr, off çiiiiğğğ ve çeaaaaap aynı anda....
bunun gibi vukuatları var arkadaşın, bildiğimden ben bi daha hiç diyoloğa girmedim ama herkesten de bozulma, gt etme, lafı gediğine sokma hikayelerini yıllar içinde dinledim.... bu sene Gumuşlukteyiz Jazz barda bi grubu dinlemeye gittik... ortam şahane müzik dalgaların sesiyle adeta karışmış, kumsala atılan sandalyelerle kuma basan ayaklarımızdan cazır cazır kışın elektriği topraga karışıyo....rahatlıyoruz içkimizi kibar kibar yudumlarken.... birden sahneye hop bu çıktı....seyirciler arasındaymış meğer.... "ne duruyosunuuuuz, alkışlamıyosunuzzzz, bunlarda iyi gurup mu bulcaksınıııııııııııız" diye mikrofona nası bağrınıyo deli.... gerdi resmen bi anda, gayette herkes alkışlıyo bu esnada, niye alkışlamıyosunuz grubu diyecek bi ortam falan yok yani....Zaan la gözgöze geldik koptuk....
azardan hemen sonra mikrofona fıçı fıçı hutu hutu Beat Box numaralarına başladı klasik.....
bu arada her zaman kot pantalonlu şapkalı New Yorktan ayağımın tozuyla yeni geldim yoksa buralarda sizinle ne işim olacak, halleri yeni klibinde salon erkeğine itinayla dönüşüyor ....veeee incecik sesi ve yeni doğum yapmasından olsa gerek kocaman memeleriyle klibi kısa film formatına dönüştüren Tuba Ünsal.... ya nolur biri bana klipteki o diyalokların yapmacıklığını anlamsızlığını anlatsın .... Tuba Ünsal kızgın gibi ama hiç kızgın gibi değil... Boranın mimikleri görülmeye değer.....neyse yine çok eğlendik.... youtube dan eğlenmek isteyen izlesin buyrun: http://www.youtube.com/watch?v=laVAy1bmOlw
31 Ocak 2014 Cuma
karşılıklı notlaşma
29 Ocak 2014 Çarşamba
+1
bir haftadır yuruyorum.......evden çıkıyorum Forest Gump gibi yuruyorum yuruyoruuum....tunalıya aşağıya kızılaya doyamıyorum ulusa doğru gidicem frenliyorum..... geri çark ediyorum .....
+1
yine bu aralar bloga resim koyamıyorum... ve fark ettim ki ben resim koyamayınca bana gelenler geliyo.... ekranı çiğ balıkla tokatlayasın geliyo.... geri çıkıyorum sayfadan uzaklaşıyorum ....
+1
bi tane çay keşfettim...doğdan dan Mistik chai....ama hiç bi yerde bulunmuyo....keşfettim ama edinemiyorum....
+1
gecen hafta balon şovuna gittik..... "babl şoy Rüzgarın değişiyle, bize pek bişey ifade etmeyen ama çocuklar için histeri objesi olan baloncuklardan japon bir adam dev büyüklükte yaptı, içinede miniklerden üfledi..çockları balonların içine koydu...tabi o esnada sahneye çıkmak için can atan diğercocuklar cıldırırcasına salonun merdivenlerinden aşağıya akın ettiler....Madonna konseri milasi izdiham yaşanmaktaydı ki, cocuklarla birlikte koşan anne ve babalarıda (Zanda koştu naapsın Rüzgarı kurtarmak için hahahah) yerlerine oturttular... bu kızımlarda ben çok eğlendim mesela.... ama japon baloncu amcayada içten içe kızdım....üç tane cocuğu çıkarttın sahneye diğerleri istemezmi...onların canı yok mu ....neyse iyidi.... öncesinde de Arkadiumda çop adamlar varmış ki Rüzgar için gerçekten en önemli oyuncak olduğundan gitmemiz gerekliydi....ordaki kuklaların elektriklemi çalıştığını sprdu ısrarla...once makaraya aldık kuklalar pilli diye...sonar içinde adam olduğunu soylemeye karar verdik, ama Ruzgar çok bozuldu reject etti ve elektrikle çalışıyo onlar diye bize kızdı...hayallerini yıktık resmen ....elektrikli evet evet diye kendimize geldik...benim bile çop adamlara sarılmış resimlerim var daralttık resmen....zaten bu sıcakta ter içinde kalmışlardır bi de bi aile musallat oldu sarılıp druyolar.... sarılmış resimleri koyamıyorum blog bana boyle bi ayar çektiğinden....
balon şov değilde çop adamlar şiddetle tavsiye edilir.....
2 Ocak 2014 Perşembe
16 Eylül 2013 Pazartesi
yıllar sonar cesaret edip gittik rockncoka.... festival alanını iyice bi büyütmüşler, ve tuvaletler (ki gecen gidişimizde o wc lerin drumu idi bizim korku filmimizin başlangıç sahnesi....wc demiyim hatta resmen kanalizasyondu) girilebilir boyuttaydı şaşırdık, yeme içme sırası yine yıldırıcıydı, yağmursuz olunca pek bi güzeldi, gençler coşkuluydu (hatta prodigy den sonra gece 2 gibi üstlerini çıkartmış sütyenle abartan kızlar gördük...) kısaca krem şokolaydı.....
+1
bu yazda geldiiii geçtiiiii.... bütün yaz elimde kitabım masmavi gökyüzüne, denize, martılara ve beyaz yelkenlilere bakarak sessiz sakin 1 ay tatil yaptım demek isterdim ama tabikide sağolsun Rüzgarla olunca drum daha çok, kalktık kumla oynadık meyve yedik, yüzdük, uyku saati, kitap saati, boyama, her daim ağaza kuruyemiş verme, çocuk parkı (ki o çocuk parkında tek anne bendim, parkın resmi dili gürcüceydi, tüm bakıcılarda aynı anda orda sosyalleşip dertleşiyolardı, bende kenarda oturmuş gözlerimi kısmış ortamda arıza çocuk varmı itiş kakış varmı diye etrafı kesiyodum, bu esnadada artık parkta oturabiliyoru, iki büklüm peşinde koşmuyorum allam diye seviniyodum), araba, kamyon, damperli kamyon, kepçe, traktör, tren, lego, şimşek mc queen oynama şeklinde geçti.... ama çok şekerdi , muhabbet etmek süprizli bir hal aldi...gidip kafeye kendime kahve ona dondurma söyleyip küçük arkadaşımla vakit geçirebiliyorum... "anne biraz takılalım mı" diyo mesela, küçük yanaklarını öpesim geliyo....
neyse yazın bomba olayı Rüzgarın yüzmesiydi....once tek kolluğa indirdim, sonra bi gün koşup koşup atlarken , "ben kollukları falan çıkarıp bombalama atlıcam" dedi...e iyi dedim ben de ama atlamaz sanıyorum... suyun içindeyim koşarak bana doğru gelirken gördüm bunu...hoop atladı hoop çıktı, minik kopek yavrusu gibi bata çıka takılıyo... bana da anlık bi şok mu geldi artık bilmem tutmadım bunu, soğukkanlı bir insan sayılmam ama yüzermiş gibi geldi... ve bi daha da kolluk takmadık... gülmekten ve heyecandan sürekli su yuta yuta ilk gün iki kulaç, sonar üç, altı, çalıştık çalıktık, Zan geldiğinde süpriz yaptık ....
26 Haziran 2013 Çarşamba
what do u mean
bir ay kadar önceydi..... bu olaylar olmadan once....huzurumuz kaçmadan once diyim kuguluda rüzgarla oynaşıyoruz......bi grup kreş öğrencisi indi ve ellerinde birbirinden anlamsız pankartlar taşıyarak geçit töreni yaptılar.... bunları ellerine tutuşturan öğretmenler ne kafasını yaşıyodu pek anlam veremesemde gülmekten kırıldım..... en acayibi de resimdekiydi....yani???
düğünlerden hep nefret etmişimdir except this one....
27 Mayıs 2013 Pazartesi
21 Mayıs 2013 Salı
enjoy the silence...... !!!!!
önce uzun süre kabullenemedik, yok ya dedik, basın açıklaması yok bişey yok, söylentidir dedik o sırada Ankara yolunun sonu olan Akın ve Noranın evine vardığımızda.... bahçede çayımızı yudumlayıp, bu konu üzerine kafa patlatırken Zan kastı hatta biletixi aradı, saat 14.30 itibariyle "iptal değil" açıklamasını aldı...
yüreklerimize bir su serpti....
gel gör ki bi saat sonra daaaan diye biletix de kendi sayfasında yayınladı ertelendiğini !!!! ve de saçma sapan gerekçeyi....neymiş efenim Bulgaristan sınır kapısından geçememiş tırlar.... zaten konsere 3 saat kala mı geçiyo bunlar sınırdan analamadım ki, bi önceden gelip sahne kurmalar, ne biliim soundcheckler fln olmaz mı ya koscoka dm ..... ayrıca geçmesin tırlar playback yapsınlar bu saatten sonra, akustik de olur onada razıyız biiiiz diye ağıtlardaydık ühüüüüü..... adamlar geldi şimdi kesin kebap yiyolar boğazda dansözler eşliğinde diye dövündük ....
insan bi gün önceden haber verir, çoluğmuzu cocugmuzu ayarlayıp yollara düştük ya salak mısınız????? diye drumumuzu anlatan ve hafiften "case" havası yaratan bi mail atsam organizasyona, sallarlar mı acaba beni diye düşümdüm bi süre.....
bu arada çok saçma bissürü yerde İstanbulda avunma partyleri vardı...biletinizle gelen mağdurlara özel ikramlar diye anaoslar feysten....
neyse bizde hiç gocunmadık bi takım arkadaşlarla önce bi yere sonra başka bi yere sonrada başka başka yerlere ertesi günde yine aynı yerlere (nedense.... ve bi gece önceki tiplerde aynı kadro oralardaydı...bir nevi Ankara kafası gibi sanırım) giderek, İstanbulu hiç bilmediğime bi kere daha çok sevindim .... eğlenmeye çıkıyosun mesela çok da eğlenirken ordan yaşlı bir homeless geçiyo, yada çocuk gibi bi tip bebeğini emzirerek dileniyo gibi manzaralar görüyosun ve ben ciddi anlamada çoooook fena oluyorum yaaaa.... downların downu sçıyorum resmen triplere koşuyorum... etrafa bakıyorum kimse tınmıyo, yok gibi onlar orda o derece alışmışlar mı artık neyse.... mesela Karakoyde bi yere gittik, böyle booom boooş sokaklar yanlız yürüsem ciddi tırsarım orda, ileride bi kalabalık hafif bi müzik sesi yaklaşıyosun yaklaşıyosun çılgınca eğlence....alla alla bi anda başka bi drum söz konusu.... sokak aynı sokak yanlız bi anda nooldu anlamıyorum görünmez bi kapıdan mı geçtik hocam nooldu....
bi de entel tiplerin "Galatadan sonra tikicanlar Karaköyüde keşfederlerse" adlı kor-kularına şahit oldum ve onları büyük bir meseleyi dinlermiş gibi gözlerimi kısarak dinlerken ve hatta bu konuda yorumlar yaparken bile buldum kendimi... birkaç arkadaşımlada karşılaştım ve demek bi hafta falan da kalsam iyice ortama kaptırıcam kardeş ben kendimi diye Zana drumum hakkında bilgi bile verdim......
daha sonrada Daft Punk'ın son parçası Jamiroquai çakması gibi olmamış mı tartışması gecenin konusuydu diyebilirim (dm konseri iptali dalgalanmaları ve yatışmaları dışında..... ara ara bize bile atak geldi geldi gitti.....)
neyse bissürü gezinti ve de saçmalamalardan sonra bi yere otorduk ki orası Cinahgir miş.... ("taksiye belli etmeee" diye cimcikliceklerdi nerdeyse beni...uzaylı gibi en merkezi yerlerin bile adını sorduğumda)... daha önce gelmişiz ama hiç hatırlamadığım bir yerde menüde şöyle bişey vardı....
3 Mayıs 2013 Cuma
bu sahneydi işte.....
"Our lives are not our own. We are bound to others, past and present. And by each crime and every kindness, we birth our future."
25 Mart 2013 Pazartesi
28 Şubat 2013 Perşembe
cevap
Gecenlerde bize 1.5 yaşında bir bebek geldi oynamaya....tip tabi o yaşa özgü olaraktan eline ne gecerse atıyo....oyuncak arabanın tekini kaptığı gibi Rüzginin kafasına attı ....Rüzgar da ona döndü ve
-''ben o hareketi sinirlendiğimde yaparım''....dedi....hehehehe pause
27 Şubat 2013 Çarşamba
the big Tourist by Nora
yetenekli arkadaşım Nora bana kolye yapmış.....once masamda bi kargo paketi buldum dedim yoksaaaaaa....
sonra havalı paketi açtım, meraklı Melahat Hanım Refüjle.... veeee "sadece bende olsun ama bundan tamam mı????" dediğim kolyem ellerimde işte :) böyle özel siparişler olabileceği gibi Noranın ellerinede bırakabilirsiniz kendinizi.... sitede daha neler neler var.... look look http://norawashere.blogspot.com/
çoooooooooooooooooook thnx :)
17 Şubat 2013 Pazar
yaza az kaldı neyseki
Gümüşlüğü özledim ...
+1
yazı beklemeden evde kalıplarla dondurma yapımına başladık Rüzgiyle.... suzme yogurt ve meyve karışımı aslinda ... Caktirma:)
12 Şubat 2013 Salı
10 Şubat 2013 Pazar
filmin konusu
+1
bu binayı gelip gecerken seviyorum.... güneşli yağmurlu alttan yandan her acıdan bi tuhaf bakıyo bana....tanıdık geliyo.... sanki cok konuşmana gerek olmayan insanlar gibi....uzun zamandır bilinen bir his kaplıyo beni ki bu ilk defa bir bina için oldu... birkac kez de insanda... hatta sanırım sadece bir insanda.... belkide burada yaşıyo şu anda ve ben aslında binaya bakarken ona bakıyorum...saatlerce bakmak istiyorum mesela oturup banka konuşmadan....belkide bu binayı düşününce erkekleri katil, üçüncü (yada birinci) katta oturan hayali polisleri de kokmuş sanıyorum....
8 Şubat 2013 Cuma
lokum gibi havaya sevinsemde bunu kucaklarcasına karşılayan ve her sene aynı yerde aynı mevsimde çıkan uçuğuma cok gıcık oluyorum.... yıllar önce odtu de boyle bir baharın görsel şölenini bişeyler içerek kutlarken bi arkdaşımda (saygın) uçuk görüp "aaa ben de daha hayatımda hiç çıkmadı nası bişey" diye sormuş ve uçuğunu incelemiştim... ama yani ne dokunmuş ne de içkisinden içmiştim... rivayete göre uçuk havadan bile pire misali atlayarak bulaşırmış zaten.... ve akabinde ben de ertesi gün uçuk pörtlemişti ve nası bişey olduğunuda deneyimlemiştim malesef.... yıllar yılları kovalarken uçuğun o dudakta yerleştiğini, bağşıklığın düştümüydü hemen aktive olduğunu anladım...düşününce de biraz tiksinç orda virisümle yaşıyorum... ben de kalıyo artık yani resmen ...ıııyyk... bi git ...
+1
konuşma işini iyice abartan ve sanırım gec konuştuğu içinde hiç ama hiç susmayan Rüzgarın bu ara en favori kelimesi "saçmalama"....
d:istersen bişeyler yiyelim
r:saçmalama (ve sırıtış)
d:uysak mı artık acaba
r:saçmalamaaaaaa (ve sırıtş)
d: giyinelim derim ne dersin
r: saçmalamaaaa
her cevap saçmalamayla başlıyo ve saçma gözüküyo heheheeh...
bi de yaşlı kocakarı komşu teyze gibi her lafı dinlemesine hastayım... mesela aramızda konuşuyoruz Zanla "bu dergiden baydım başka bişey mi alsak".... oran bi ses yükseliyo geriden "bende baydııım".... her lafa maydonoz essek sıpası...
24 Ocak 2013 Perşembe
Acildi :)
9 Ocak 2013 Çarşamba
25 Aralık 2012 Salı
3 Aralık 2012 Pazartesi
Bu cuma siyah beyaz sanat galerisinde
14 Kasım 2012 Çarşamba
13 Kasım 2012 Salı
Bulut Atlası o yeaaahhh
filmdeyken bi kaç şey düşündüm...... ne şanslı bir kuşaktık ki "Matrix"i sinemada izledik, felsefesine daldık doyamadık gittik bi kaç kez daha izledik.......ikincisi Larry'den Lana ya dönünce Wachowski BROTHER'a, wachowski brother and sister mi diyecekler ..... bir diğer merakımı cezbeden konu da Lana, filmi çektikleri diğer yönetmen Tom Tykwer ile çıkmaya yada yazışmaya mı başladı acaba da tipi aynı "Run Lola Run" daki Lolaya tıpkısının aynısı benzer drumda..... (harırlamayanlar için Tom Tykwer meşhur Run Lola Run'ın Yönetmeni bununla ünlenmiş, bununla bilinir...)....
Natali Portman hamile olduğu için filmde oynayamayınca üzüldü mü acaba, yoksa siyah kuğuyla aldım osacarımı bebeğime bakarım altını değiştirir pişik kremini sürerim ohhh ne güzel evimde otururum mi demiştir acaba.......çok hırslı bi kadın olduğu için ve de "V for Vandetta" nın çekimleri boyunca "Cloud Atlası" okurken o zaman hala birader olan Wachowskilere kitabı ballandıra ballandıra anlatıp akıllarına sokmuş, baştan beride gözü japon kızın rolunde olduğundan çok gıcık olmuş da olabilir mi acaba .... gibi gibi....uzaaar gider....
2 Kasım 2012 Cuma
26 Eylül 2012 Çarşamba
Antonio Banderas parça yapmış
+1
festival kanalında microcosmos vardı Ruzgar'da bocekleeer diye hipnoz olup izlemeye başladı....şimdi sürekli böcek filmini istiyo, acil bi microcosmos dvd si edinmem lazım....yanlız yıllar sonra izledim nası manyak bi kafa, nası bi lezzet, bi dünya.... bayılıyoruz bu ara böceklere....
25 Eylül 2012 Salı
SERGİİİİİİİ
Siyah Beyaz Sanat Galerisi bu yıl sezonunu çok genç bir heykeltraşla açıyor. “Tobe Nuts” isimli sergi Tuğberk Selçuk’un ilk kişisel sergisi.
Sanatçının yaratım süreci takıntılarla başlıyor. Sıkıntı ve rahatsızlığın üretkenliği tetiklediğine inanan sanatçı, içsel takıntıları, bu süreci ve durumun varoluş üzerindeki etkilerini üç boyuta taşıyarak ortaya çıkarmanın, kendini ifade etmenin bir yolu olduğunu düşünüyor. Bu aşamadan sonra ise aklındaki resmi kağıda aktarma ve üretim süreci başlamış oluyor. Tuğberk...Selçuk üretme arzusunun bu yaratım sürecindeki huzursuzluktan beslendiğini vurguluyor.
Tuğberk Selçuk’un heykelleri kelimelerle hakim olunamayan ruhsal sureçleri; farklı malzeme, derinlik, gölge ve hacimler yaratarak izleyiciye aktarıyor.
“Tobe Nuts” isimli Tuğberk Selçuk’un ilk kişisel sergisi 28 eylül – 17 ekim tarihleri arasında Siyah Beyaz Sanat Galerisinde gezilebilir.
9 Eylül 2012 Pazar
yaz devam ediyor gibi
Önceleri passwordumu hatırlayamamanın ağarlığı ve sorumsuzluğu beni biraz üşendirdi....
Sonra yukarıdaki cümleyi tam 8 kez yazarak ve anlamını yiterecek safhaya gelene kadar internetin üst üste gitmesi içimdeki hevesi iyice bir geri püskürttü....en sonunda worde yazıp copy paste yapmaya karar verdim.... yazacak çok şey olması ama hepsinin hem çok önemli oluşu aynı anda üzerinde düşünüce çok da bişey ifade etmemesi gibi çelişkiler yine yakama yapıştı.... uzun süre ara verince insanı saran bu drum vahamiyetini korurken parmaklarım sanki açılmaya ekranın içinde eskisi gibi kaybolmaya etraf görünmez olmaya başladı.... internetten de korkum kalmamıştı nasılsa worddeydim her zaman takıldığım blogspot sayfasının menusunde değil.... o vesileyle içimi bir garantideyim duygusu kapladı.... doyasıya saçmalamak istiyordum, dörtnala pervasızca kelimelerle oynamak.... ama olmadı.... dışarısı hala yaz gibi ya....pencereye bakınca hemen dışarı çıkmak isteği beni yakaladı.... o nedenle I’m gonna go my way.....
4 Haziran 2012 Pazartesi
Jou Jou nun anlattığına göre asıl filmin kitabı varmış.... (ve de uyarlamada boşluklar gözleniyormuş, bilemicem ben okumadım)... ama bildiğim bişey varsa o da kitap sonrası izlenilen filmin mutlak hayal kırıklığı izleri taşıdığı.... en son Açlık oyunlarının (kitaptan bir ara övgülerle bahsetmiştim burda) sinemada filmine gittim ve kitabını okumasam hiçbirşey ifade etmeyeceğini anladım... berbattı resmen....... +1
Dost Kitapevine gitmeyeli yıl olmuştu heralde.... kitap işini (ve alt açma) tunalı D&R dan çözer olduk uzunca bir süredir.... neyse Dost Kitapevine girince lise yıllarıma bir flashback yapar gibi oldum, bi tuhaf oldum.... geri kendime geldiğimde raflarda bu seriyi buldum.... çeşitli yazarlardan ince uzun ham kağıda baskı kitaplar.... hoş...
8 Mayıs 2012 Salı
up dedesi
Facebookta gördüm bu fotoyu..... Rüzgarın sürekli izlerken dedeeee dediği bu amcayı görse kesin şok geçirir :))).......
+1
bi de arada bu İngilizce öğretmenini merak ediyorum...
nerelerde acaba şimdi kendisi,
fularını hala takmakta mı,
saçları hala böyle tapon mu,
tavşanlara düşkün mü .....


































