Izmirden donerken havalaninda zamanimin cogunu kitapcida gecirdim.Raflara baktim, arada gozume ilisenlerin bir iki sayfasini okudum. Kitapcida vakit gecirmekten kolay ne var. Yalniz beni zorlayan bir durum vardi, calan muzikler. Sabahin esselati, daha kargalar degil kahvalti etmek uyanmamis bile ama kitapcida bildiginiz butun acikli sarkilar caliyor. Yahu kitapci dedigin enstrumantal parcalar calmaz mi? Nereden cikti bu arabesk sevdasi? Kesin kasada duran cocuk ask acisi falan cekiyordu, bana da cektirdi sagolsun :)
Neyse o bitmez acikli sarki iskencesi arasinda ben kendime bu kitabi sectim:
Emrah Serbes benim son yillarda severek okudugm yazarlardan. Her Temas Iz Birakir'i okudugumda da yazmistim; kendisiyle tanisikligimiz Behzat C. sayesinde oldu. Son Hafriyati da okumustum ama o da nedense Gulcince'ye yazilmamis. Hep boyle oluyor, okuyorum okuyorum ama okuduklarim hakkinda suraya iki satir yazi yazamiyorum :( Son Hafriyat' i cok begendigimi hatirliyorum ama hani aklimda kalan cumleler hani o zaman bana dusundurdukleri. Yok iste.
Bu sefer bambaska bir kitapla karsima cikti Emrah Serbes. Behzat Amirimin o bayildigim seruvenlerini anlattigi seriden bambaska bir kitap. Bir kere roman degil Erken Kaybedenler; bir oyku kitabi. Sonra yetiskinleri anlatan bir oyku kitabi da degil Erken Kaybedenler, erkek cocuklarini anlatan bir oyku kitabi.
Neyse ben susayim da kitabin arka kapak yazisi konussun :)
Ankara polisiyeleriyle tanıdığımız Emrah Serbes, bu defa direksiyonu kırıyor ve edebiyatımızda pek de işlenmemiş bir başka meseleye el atıyor. Erkek çocukların enerjik, hüzünlü, alengirli dünyasına giriyoruz...
Baba çalışıyor, anne ev hanımı, muhafazakârlığın kalesi...İşçiler, yoksullar, teyzeler, abiler... Kolay ağlayan sert adamlar... Taşra seyrekliği, mahallenin kalabalığı... Kıskanç, gururlu, saf ergenler... Emrah Serbes, çabuk öfkelenen, kolay vazgeçen, baştan çıkmış erkek çocukları konuşturuyor... Kederli, insana dokunan komik hikâyeler bunlar...
“Dizinin dizime değişi, Handan’ın annesi için bir kelebeğin kanat çırpışıysa benim için kasırgaydı. Kaç sene geçti, hâlâ unutmam, günde en az beş sefer aklıma gelir. Biliyorum bu durumun, kökeni memeden kesildiğim güne kadar uzanan psikolojik nedenleri vardır. Ama bir kadını unutulmaz yapan şey, bir vakitler ona duyulan arzunun şiddetiyle doğru orantılı değil midir? O arzunun kıyısında, gerçekleşme olasılığının tam yanı başında, sanki arada başka hiçbir engel yokmuş gibi rahat davranabilmekle, kendini o tatlı yanılsamaya kaptırabilmekle doğru orantılı değil midir? Bu olgunun da mı sorumlusu benim mutsuz geçen çocukluğum? Cevap? Yok! Kalırsın öyle...
Taşrada ve kâinatta, yapayalnız kalmış erkek çocukların hikâyesi...
Erken Kaybedenler... Yoldan çıkmış bir neslin manifestosu...
Baba çalışıyor, anne ev hanımı, muhafazakârlığın kalesi...İşçiler, yoksullar, teyzeler, abiler... Kolay ağlayan sert adamlar... Taşra seyrekliği, mahallenin kalabalığı... Kıskanç, gururlu, saf ergenler... Emrah Serbes, çabuk öfkelenen, kolay vazgeçen, baştan çıkmış erkek çocukları konuşturuyor... Kederli, insana dokunan komik hikâyeler bunlar...
“Dizinin dizime değişi, Handan’ın annesi için bir kelebeğin kanat çırpışıysa benim için kasırgaydı. Kaç sene geçti, hâlâ unutmam, günde en az beş sefer aklıma gelir. Biliyorum bu durumun, kökeni memeden kesildiğim güne kadar uzanan psikolojik nedenleri vardır. Ama bir kadını unutulmaz yapan şey, bir vakitler ona duyulan arzunun şiddetiyle doğru orantılı değil midir? O arzunun kıyısında, gerçekleşme olasılığının tam yanı başında, sanki arada başka hiçbir engel yokmuş gibi rahat davranabilmekle, kendini o tatlı yanılsamaya kaptırabilmekle doğru orantılı değil midir? Bu olgunun da mı sorumlusu benim mutsuz geçen çocukluğum? Cevap? Yok! Kalırsın öyle...
Taşrada ve kâinatta, yapayalnız kalmış erkek çocukların hikâyesi...
Erken Kaybedenler... Yoldan çıkmış bir neslin manifestosu...
Erken Kaybedenler guzel bir kitap. Muhtemelen erkeklerin okurken cok daha fazla keyif alabilecegi, evet ya boyleydik biz kucukken diye dusunebilecegi bir kitap. Ya da erkek cocugu olan ebeveynlerin ah goruyor musun diye dusuncelerle, tebessumlerle okuyabilecegi bir kitap. Benim takdir edersiniz ki oyle dusuncelerim cok olmadi. Sevdim kitabi ama sanirim kitabi okudugum zaman cok dogru olmadi.
Ya da soyle soyleyeyim. Bu kitaptan hemen once Cehennem Cicegi'ni okudugumdan, Erken Kaybedenler 'in bende yarattigi etki olmasi gerekenden biraz daha az oldu. Cehennem Cicegi, malum bizim 5 yasindaki erkek cocugu Alper Kamu'nun siradisi hikayesi. Oyle sevmisim ki ben Alper Kamu'yu ondan sonra okudugum erkek cocuklari onun yarattigi etkinin sanirim biraz golgesinde kaldi.
Siz benim yaptigim hatayi yapmayin bence. Bu iki kitabi birbirine yakin okumayin. Okumayin ki birinin verdigi keyfin digerini etkilemesine izin vermeyin. Cunku aynen yukaridaki resimdeki gibi harika cumleler var aslinda bu kitapta. Ya da sunun gibi harika cumleler:
Kendimizi ozgur zannediyoruz oysa ki sadece ipimizi biraz uzun birakmislar.
Sinirlara gelince farkediliyor bu.
Disari cikmak isterken kendini cama vurup duran yari delirmis karasinekler gibiyken.
Bazi kitaplari yeniden okumak uzere ayiririm ben. Boyle yanlis zamanda okudugumu dusundugum kitaplari ozellikle. Iste Erken Kaybedenler benim oyle bir kenara ayirdiklarimdan oldu. Biliyorum cunku baska bir zamanda okusam, alacagim keyif daha buyuk olurdu.
Okuyacak olursaniz simdiden iyi okumalar... Ben de yeniden okuyacagim bu kitabi...











