Biraz da bu hale son vermek icin kitap okumak istedim. Hem de cok. Ve sonunda basardim.
Ben okuyamaz olunca once kopuk kitaplar seciyorum kendime. Dusunmemi gerektirmeyecek. Oyle dizi izler gibi okuyabilecegim kitaplar. Yine oyle yaptim. Annem giderken kitabini birakmis bizde, Debbi Maccomber Deniz Feneri Yolu. Ben de onu okudum. Su an sorsaniz pek bir sey hatirlamiyorum ki sadece 2 hafta oldu okuyali. Ama benim icin amacina ulasti. O kitapla birlikte yeniden okuyabilir halime dondum. Oh! bir tedavi yontemi olarak kopuk kitap okumak diyebiliriz buna. Iyi geldi.
Sonra kutuphanemizin karsisina gectim ve elim bir Sabahattin Ali kitabina gitti: Kuyucakli Yusuf. Daha ilk sayfalardan evet dedim iyi yazilmis kitabin hali bir baska.
Sabahattin Ali okumayi cok seviyorum ben. Sade ama cok etkili geliyor bana onun kitaplari. Yine oyleydi.
Kucuk yaslarda yetim ve oksuz kalan Yusuf'un hikayesi.
Cok guzeldi. Buyuk bir keyifle okudum. Hatta gecen aksam eve donerken kitaba oyle dalmisim ki otobus duragini kacirmisim. Ah bir de gecen Cumartesi gunuydu. Gymboree'den eve donduk. Deniz illa kucagimda uyumak istedi. Hatta o oyle kucagimda uyurken ben de biraz dalmisin. Sonra ben uyandim ama Deniz kucagimdan inmek istemedi uyanmadi da. Ben de kitabimi aldim elime. Kizim kuc gibi nefes alip, mis gibi kucagimda uyurken ben de kitabimi okudum. Harika bir andi...
Yani diyecegim o ki... Bazi yazarlar insani hic yaniltmiyor. Sabahattin Ali benim icin oyle. Okuyup da begenmedigim bir kiitabi olmadi daha. Kuyucakli Yusuf da cok begendigim bir itap oldu.
Ileride belki donup bakarim diye aklimda kalan cumleler de soyle oldu...
"Varlığı büyük boşlukları dolduracak mahiyette değildi; fakat yokluğu müthişti."
''O gelmez artık!'' dedi. ''Nereden biliyorsun?'' dedim. ''Gidişinden belliydi!'' dedi.
Hiç geçmeyen, hiç unutulmayan şeyler de var, beyefendi! Ölünceye adar insanın sırtından atamayacağı şeyler de var!
Islak ellerini yüzünde dolaştırdı. Kirpiklerinden yanaklarına yağmur suları süzülüyordu. Yaptığı hareketler ona hiçbir yere bağlı olmadığının şuurunu verdi. Hatta yavaş yavaş etrafından ne kadar ayrı olduğunu, ne kadar uzak olduğunu hissetmeye başladı. Bir an içinde deminkinin tamamiyle aksi olan bir yalnızlık duygusuyla sarsıldı. Etrafına baktığı zaman ağaçların, bulutların, derenin kendisinden hızla uzaklaştığını sezer gibi oldu. Kasabanın bazı evlerinin pencerelerini aydınlatan hafif ve sarı bir ışık, Yusuf’un ıslak gözlerinde yıldızlanıyor ve dalgalı bir su üzerine bırakılmış gibi oynuyordu. İki eliyle arkasındaki ağacın kabuklarına sarıldı. Parmakları soğuk yarıkların arasına girdi. Elini hemen geri çekti ve göğsüne götürdü. Göğsünün içinde, bu asırlık ağacın kabuğu gibi, yarıklar bulunduğunu sandı ve gırtlağına kadar bir ateşin çıktığını hissetti. Aman Yarabbi, ne kadar yalnızdı…”
Bu yukariya ekledigim son paragrafi yazabilmek nasil bir yetenektir. "Göğsünün içinde, bu asırlık ağacın kabuğu gibi, yarıklar bulunduğunu sandı"... Bu nasil guzel bir cumledir.
Iste cogu sayfada boyle dusundum bu kitabi okurken.
Size bir seyi bir kez daha soyleyecegim. Iyi yazilmis kitap diye bir sey var. Hem de oyle var ki anlatamam. Iste oyle iyi yazilmis kitaplar insanin icine isliyorlar. Kuyucakli Yusuf benim icime isledi....