book etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
book etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Temmuz 2017 Pazartesi

Kitap Yorumu: Kırmızı Pazartesi

Bloguna uğramayan bir Kalem Fili'nden selamlar! Haziran ayının ilk kitabıyla geldim. Aslında bu kitabı mayıs ayında Kore Fenomeni ile okuyacaktık. Başladım da ama sınav dönemi dolayısıyla ara verdim. Anladım ki ara vermek bana yaramıyor. 🤷🏼‍♀️ Kitaba çok severek başladım ama araya soğukluk girince aynı hevesle bitiremedim.



Önceklikle yazarın dili gerçekten çok güzel. Ne vermek istiyorsa okuyucuyu sıkmadan yapıyor. Ayrıca konulara alışılmışın dışında yaklaşıyor ve yeni bir bakış açısı kazandırmaya çalışıyor okuruna. Nedir bu bakış açısı derseniz bu kitap için; işlenecek bir cinayeti bütün kasabanın biliyor oluşu!
Santiago Nasar, Vicario ikizleriyle yakın arkadaş ancak bir namus meselesi yüzünden arkadaşını öldürecekleri kitabın en başından belli. Evet, daha ilk sayfadan bu gerçeği öğreniyorsunuz ama buna rağmen tüm kitabı okuyorsunuz. Bence bu başarması zor bir şey ama yazar bunu öyle ustalıkla yapmış ki! 
Kitap boyunca bize Vicario kardeşlerin bunu çok da yapmak istemedikleri havası veriliyor, öyle ki tüm kasabaya bu kararlarını duyuruyorlar da belki bizi bir durduran olur umuduyla. Diğer yandan Santiago'ya yapılan bu suçlamanın aslı var mı yok mu kitap boyunca belirsiz, buna rağmen işlenecek cinayeti öğrenen kasaba ne Santiago'yu uyarıyor ne de kardeşleri durduruyor. Hepsinin kendince bahanesi var ama bu bahanelerin hiçbiri yapılan cinayetin yalnızca ikizler tarafından değil, aslında tüm kasaba tarafından işlendiği gerçeğini değiştirmiyor.
Hiçbir şey bir insanın hayatından daha önemli değildir ama koca kasabanın böyle bir şeye ne gerekçeyle göz yumduğunu öğrenmek istiyorsanız, alın ve okuyun. 💁🏼
Kitap büyük küçük pek çok ayrıntı içeriyor ama hepsine bir arada şahit olunca daha güzel, o yüzden daha fazla uzatmıyorum ve tavsiye ettiğimi de ekleyerek gidiyorum. 🌿

9 Temmuz 2017 Pazar

Kitap Yorumu: Aristo ve Dante Evrenin Sırlarını Keşfediyor

Öyle sanıyorum ki aramızda Aristo ve Dante'nin çevirisini beklemeyen insan sayısı çok çok azdır. Haliyle çıkar çıkmaz birçok bookstagram da okudu, yorumladı. Herkesin favorilerine girdi. Ama ben biraz abartıldığını düşünmeden edemedim. Kitap gerçekten çok güzel, insana dokunmayı bilen bir tarafı var. Ama benim göklere çıkardığım bir kitap olmasından ziyade gerçekten sevdiğim ama favorilerime eklemediğim bir kitap oldu.
Yazarın dilini çok sevdim. Kitap gerçekten akıp gidiyor. Ayrıca öyle cümleler kurmuş ki, okuduğunuz an nereye gitmesi gerektiğini biliyor.


Her şeyden önce kitabın lgbt temalı bir kitap olduğunu söyleyeyim. Aristo 15 yaşında ve yaşının gerektirdiği şekilde davranıyor aslında. Ama kendi içinde fazla kırılgan bir çocuk; abisini özleyen, babasına sarılmak istese de yapamayan, annesinin kendisini daha çok anlamasını bekleyen. Dante ise ailesinden son derece memnun ancak kendi içinde belki de Aristo'ya göre daha kolay kaybolan ama yolunu daha kolay bulan bir karakterdi. İkisi de kolay kolay arkadaş edinemezken birbirlerini buluyorlar ve biz de onların kendilerine, birbirlerine, evrene dair sırlarına ortak oluyoruz. Aristo zaman zaman beni uyuz eden düşüncelere sahip olsa da sevdim ancak Dante gerçekten favorim oldu. Hayata bakışı, düşünce tarzı, hele son kısımlarda kardeşi hakkında söyledikleri. Çok naif bir karakterdi. 
Yani genel olarak sevdiğim bir kitap okumuş oldum. Herkese öneririm, size bir şeyler katacağına inandığım bir kitap ama okumadan evvel tüm o güzel yorumları unutun ve beklentilerinizden arının. Keyifli okumalar.

2 Temmuz 2017 Pazar

Kitap Yorumu: Merlin Kayıp Yıllar

Herkese merhaba! 🌅 Nasılsınız bakalım? Ben iyiyim! Tatil su gibi akıyormuş gibi hissediyorum. Okul bu yıl gerçekten çok zorlayıcıydı benim için. Ne derseniz deyin siz yetişkinler, öğrenci olmak da gerçekten zor. 🙃 



Şimdi gelelim bugünün kitabına; Merlin Kayıp Yıllar. Ben dizisini çok seviyordum. Tabi işin içine final bölümünü katarsak iş değişir, ama gelin biz final hiç olmamış gibi davranalım. Diziye karşı böylesi bir sevgi besliyor olduğumdan dolayı da kitabını görünce hemen sepete ekledim ve aldım. Sonuç olarak benim için orta halli bir kitap oldu. Bazı kısımlar gereksiz uzatılmıştı ve zaman zaman kitabın akıcılığını bozdu. Yazarın anlatımını sevdim ve kitabın baskısı, kapağı konusunda yayınevi iyi bir iş çıkarmış. Başlangıçta yazarın kitapta bir önsözü vardı ve çok bilgilendiriciydi. Bu kısımda neden böyle bir kitap yazma ihtiyacından ve Merlin ile ilgili bildiği birkaç bilgiden bahsediyor. Şimdi burada Merlin 12 yaşlarında bir çocuk. Kitap boyunca da onun kendini aramasını, güçlerini kabullenmesini ve elbette, bir şeyleri kurtarmasını okuyoruz. Anlayacağınız yazar işi bayağı bir baştan almış. Dolayısıyla diziyle ve oyuncularla alakalı bir canlandırma yapamadım. 😂 Ama yine de sıkıntı olmadı. Kitaptaki karakterleri gerçekten sevdim ve seriye de devam etmeyi düşünüyorum. Alt tarafı 12 kitaptan oluşuyor canııııım sende. 🙄 Merlin seven insanlara öneriyorum ama Merlin ile alakası olmayan biri okursa sanırım bir miktar sıkılabilir. 🙆🏼 Ama bana göre, seriye giriş kitabı için fena değildi. 

21 Haziran 2017 Çarşamba

Kitap Yorumu: Yabancı/Albert Camus

Selamlar! 🌸 Evet, yeni bir ortak okuma daha. 🙈 Albert Camus benim gerçekten çok sevdiğim bir yazar ve Yabancı da sevdiğim kitaplarından biri. Aramızda okumayanlarımız var mı? Bence en azından yazarı denemelisiniz. 👍🏼



Mersault öyle bir karakter ki, bir yerden sonra gerçekten 'Böyle insan mı olur ya?!' diyorsunuz. Ama oluyor arkadaşlar. Mersault o kadar boş vermiş ki her şeyi; ölümü bile! Yani yaşama da, yaşamın gerektirdiği şeylere de yabancı, kayıtsız, umursamaz. Onun için her şeye verilecek en doğru cevap 'fark etmez.'
Kitap, kahramanın annesinin ölümüyle beraber kahramanın bakım evine gitmesiyle başlıyor. Annesinin ölümüne karşı bu umursamaz tutumu orada çok ayıplanarak karşılanıyor ama Mersault için 30 yaşında ya da 70 yaşında ölmenin bir farkı yok; hayat bir başkasının yaşıyor oluşuyla devam ediyor zaten, 'fark etmez.' İşte bu noktada kahramanın umursamazlığı insanı rahatsız ediyor. Şöyle bir sarsmak istiyorsunuz. Yani bu romanda kahramanın bu umursamazlığının başına neler açtığını okuyoruz. Hoş onu da umursamıyor. Çünkü ona göre hayat yaşamaya değmez, üzerinde düşünmeye gerek yoktur, normlar saçmadır. Yazarın dilini seviyorum, biraz ağır doğru ama az sabırla üstesinden gelinir. Gerek ana konu olsun gerek alt başlıkları, ben yine beğenerek okudum. Klasik kitap geçmişi olanlara tavsiyemdir, olmayanlar için bana kalırsa henüz erken bir kitap bu. 🤗 Keyifli okumalar! 

14 Haziran 2017 Çarşamba

Kitap Yorumu: Kazananın Laneti

Herkese merhaba! Kazananın Laneti birçok insanın beğendiği bir kitap olmuştu ve çok da merak ediyordum. Ancak elimde çok fazla seri olduğundan ve bu serinin ikinci kitabı çıkmadığı için seri devamı nasıldır bilemeyeceğim için beklemeye karar vermiştim. Sonra @peraninkitapligi 'ndan Büşü'yle ortak okuma yapabilmek adına kitabı aldım. Onunla okumak, fikir alışverişi yapmak, bittikten sonra kendi aramızda yorumlamak çok keyifliydi!




Yazar hakkında düşüncelerimden bahsedeyim önce. Ben dilini sevdim, akıcı ve zorlamıyor. Olay örgüsü da bakınca bilindik, yine de yazarın işleyişi açısından güzeldi ama bence distopyadan ziyade bir aşk romanı yazsa daha başarılı olurdu. Çünkü bu kitap distopya yönü zayıf bir kitaptı bana göre.
Zamanında yaşanan bir savaş sonucu Valorya, Herrani topraklarını alıyor ve Herrani halkını köle yapıyor. Kestrel, Valoryalı ve General Trajan'ın kızı. Arin, Herranili ve o bir köle. Kitap, Kestrel'in yolunun köle pazarına düşmesi ve bunun sonunda Arin'i satın almasıyla başlıyor. Sonrasında Kestrel'in Arin'den köşe bucak uzak durmaya çalışmasını, sonra buna mani olamamasını, sonra ikili arasında geçen diyalogları, sonra ikilinin başına gelen bazı 'distopik' yönü daha ağır olan birkaç kısmı okuyoruz. 
Bence kitap kendi içinde çok fazla boşluk barındırıyordu. Okuduğum savaş sahneleri çok yavandı, kurgulanan isyan çok ince işlenmişti doğru ama uygulamada yazar daha sağlam gelebilirdi. Bence aşk daha çok işlenen bir temaydı. Seriye giriş kitabı için ortalamaydı ama öyle çok beğendiğim. göklere çıkardığım bir kitap da olmadı. Devamını getireceğim ama umarım sonraki kitaplar daha dolu dolu olur. Tavsiye eder miyim, çok bilemiyorum ama beklentiniz olmadan başlayın bence. Herkese keyifli okumalar dilerim! 

9 Haziran 2017 Cuma

Kitap Yorumu: Firefight

HARİKAYDI.
Hazır Dex bu kitapları tekrar basmışken, koşun ve alın.
Brandon Sanderson, sen gerçekten harika harika harika bir yazarsın. Firefight serinin ikinci kitabıydı. İlk sayfadan aksiyonun ortasına düşüyorsunuz! Zaten sonra da bir dakika kesilmiyor. Gerçekten okurken nefes almadığımı fark ettim ve zaman zaman kitabı bırakmak zorunda kaldım! Özellikle 300 sayfadan sonra nasıl okudum ve bitti anlamadım. Sanki her şey bir dakika içinde oldu bitti gibi... Belki de abartıyorum. Bilmiyorum. Olabilir. Ama yani çok beğendim işte, daha nasıl anlatabilirim bunu? Yazarın diline, olayları verişine, hayal dünyasına diyecek söz yok. ADAM MUAZZAM. Ayrıca Steelheart Serisi yazarın diğer serileri yanında sönük, siz düşün gerisini.


Bizim asiler ekibi bundan öncesinde Newcago'da Steelheart'ı devirmeye çalışıyordu ve acaba başarılı oldu mu? Bu kitapta bizimkiler bölünüyor ve bir kısmı Newcago'da kalırken David, Prof ve Tia Yeni Babil' yani eski adıyla Manhattan'a doğru yola çıkıyor. Çünkü bu sefer de buranın demişbaşı Regalia sorun çıkarmaya başlıyor. Ama bakın neler neler oluyor.
Kitabın sonunda birkaç dakika öylece durdum ve bunlar nasıl oldu diye düşünmeye başladım. Gerçekten inanılmazdı. Öyle şeyler oldu ki bunları sonraki kitapta nasıl toplayacaklar bilmiyorum.
Megan gerçekten sevdiğim karakterlerden biri ki kolay kolay bir karakteri benimseyemiyorum. Onu yeniden görmek, David ile diyalogları, yaptıkları çok güzeldi. Prof beni birçok kere çok şaşırttı. Aslında kendisiyle mesafeliyimdir. Öyle bir karakter ki okur bile uzağında kalıyor Prof'un.
Ya bunlardan bahsediyorum ama ilk kitabı okumadığınız için anlamıyorsunuz, değil mi? O yüzden ne yapıyorsunuz biliyor musunuz? En yakın kitapçıya gidip Steelheart alıyorsunuz. Ya da oluşturduğunuz sepete Steelheart da ekliyorsunuz. Sonrası gelecek eminim! Eğer Brandon Sanderson okumaya korkuyorsanız buradan başlayın. Keyifli okumalar!
♥ Bu kitapta da bana @bookandcoffee__ eşlik etti.

8 Haziran 2017 Perşembe

Kitap Yorumu: Steelheart

Merhaba. 🦉 Bir diğer @bookandcoffee__ ile ortak okumamızla gelmiş bulunmaktayım. Brandon Sanderson benim favori yazarım. Neil Gaiman ile aralarında 0.0001'lik bir fark olduğunu söylemeden geçmeyeyim. 👯 Birçok kitabını okudum ama Steelheart baskısı olmadığı için okuyamadığım bir kitabıydı. Yakın zamanda tekrar basıldı kitap ve ben de serinin bütün kitaplarını aldım.
Diğer kitaplarıyla kıyasladığım zaman biraz aşağıda kaldığını söyleyebilirim ama kesinlikle bu kitabı da çok güzeldi. Bu kitapta mizahi diyaloglar biraz daha fazlaydı ve çok akıcıydı. Ama çeviriyle alakalı biraz sıkıntıların olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca türü fantastik, bilimkurgu ve bir miktar da distopya içeriyor. 



Bu dünyada olağanüstü güçleri olan epikler var ama sorun şu ki bu epiklerin neredeyse hepsi kötü. Newcago'nun başında ise Steelheart var ve bu bölgede epikler de dahil herkesi sindirmiş durumda.
David'in 8 yaşında yaşamış olduğu bir olay ile kitap başlıyor. Burada meydana gelen olaylar sonucu David babasını kaybediyor ve intikam ateşiyle başlıyor epikleri araştırmaya. Her distopyada olduğu gibi burada da bir isyan ekibimiz var. İşte David'in epiklere yönelik bu araştırmalarını, isyan ile iş birliğini ve bunun sonucunda gelişecek olayları okuyoruz. Bakıldığı zaman bilindik yanları var ama kendi içinde özgün. Ayrıca aksiyon bir dakika eksik olmuyor. Sürekli bir olay var ve kendini de okutan bir kitap. Bunun yanı sıra süper gücü olanların dünyayı kurtardığı bir kitap okumuyoruz. Yani anti-kahraman içerikli bir kitap olduğunu da söyleyebiliriz.
Eğer Brandon Sanderson okumadıysanız ve diğer kitapları gözünüzü korkuyorsa önce Steelheart ile başlayabilirsiniz. Kesinlikle önerimdir!

11 Nisan 2017 Salı

Kitap Yorumu: Denizkızı Olmak Çok Önemlidir

Herkese merhaba! Çoook güzel bir kitapla karşınızdayım. Kitap çok güzel bir tasarım ve baskıya sahip. İçerisinde yerleştirilmiş resimler çok çok harika. Üstelik bu resimleri henüz küçük iki çocuk yapmış.


Öncelikle gerçekten kitap hakkında ne demeliyim çok düşündüm. O kadar güzel ve o kadar anlatması zor ki... Şimdi kitap size diyor ki her şeyi unutun ve haydi gidelim 6. yaşınıza! 6. yaş deyince aklınıza hangi anılarınız geliyor? Ya da durun! Hepimizin farklı farklı anıları vardır evet ama belki de şuna cevap vermelisiniz; sizin anılarınız ne kadar renkli, ne kadar sihirli, ne kadar parıltılı? İşte bunun bir örneğini görmek için sizi bu kitaba, yani Sahra'nın 6 yaşına davet ediyorum. O kadar özel ve kendine has bir karakter ki. O çocuk yaşıyla karanlığı kendince masum bir tanıma sokması ya da ölüme ayrı bir kılıf bulması... Ay için dede değil de nine demesi... Ama en önemlisi de toplumu alttan altta eleştirmesi. Herkesin gözünü yumduğu şeyleri önünüze önünüze çıkarıp durması. Çocuk deyip geçerek yaptığımız büyük yanlışlar, anne baba eleştirisi, doğayı böylesine katlediyor olmamız, ya daha neler neler!
Hani içinizi ısıtan, bakış açınızı değiştiren, hayatta her daim sizin için özel bir yerinin olacağına emin olduğunuz kitaplar vardır ya. Benim için de Denizkızı Olmak Çok Önemlidir böyle bir kitap oldu. Gülümsedim, üzüldüm, hak verdim ve en önemlisi Sahra'nın o renkli ve sihirli dünyasında onunla gezdim durdum.
Ayrıca içindeki çizimler harika ve henüz küçük iki çocuğa ait. 😍 Kısaca başından sonuna kadar, içinden dışına kadar çok çok sevdiğim bir kitap oldu. Ama ayrıca eklemek istediğim; Gözde Baytan'a böyle güzel bir kitabı yazıp da hayatıma kazandırdığı içindir. Okuyalım, okutalım!


Puanım: 5

24 Şubat 2017 Cuma

Kitap Yorumu: Yaylı Bacak Jack

Bugün çok güzel bir kitap yorumuyla geldim.  Bu kitabı bana Extremely Bookish kanalı sahibi Ezgi önermişti. O kadar güzel kitaplardan bahsediyor ki kanalında. Mutlaka bakmanızı öneririm.



Yaylı Bacak Jack, 2010 The Philip K. Dick Award'a sahip. O yüzden daha bir merakla yaklaştım kitaba diyebilirim. Kitap fantazya ve bilim kurgu karışımı, aynı zamanda steampunk esintileri bulmak da mümkün.
Steampunk nedir derseniz; buharlı makinaların, sanayinin, çarkların bol bol bulunduğu ve özellikle 1800lü yılları konu edinen bir tür. Sherlock Holmes'un filmi de buna örnek sayılabilir. 
Kitaba gelelim. Kitapta ana karakterimiz Sir Richard Francis Burton ve kendisi Coğrafya Derneği üyesi. Bol bol araştırmaları ve gezileri var. İşte bu gezilerin birinde en yakın arkadaşıyla birbirilerine bir sebepten düşman kesiliyorlar ve belirli bir süreden sonra artık herkes onların birbirinden hoşlanmadığını biliyor. Ama bir gün Burton'ın en yakın arkadaşı vurulunca herkesin aklına aynı soru geliyor: Onu Burton mı öldürmeye çalıştı?
İşte Burton en başında eski arkadaşının bu davasını çözmeye odaklanıyor ve yolun sonunda Yaylı Bacak Jack çıkıyor karşısına. Yaylı Bacak Jack ise artık halk arasında efsane olmuş kötü bir varlık. Yani kitabın genel havasının böyle olduğunu söyleyebilirim.
Hiç tahmin etmediğim şeyler oldu kitapta. Kesinlikle benim düşündüğümden çok uzak şeyler gerçekleşti ve ağzım açık okudum kitabı. Gerçekten çok güzeldi. Ayrıca yazarın dili çok güzel, kitap 477 sayfa ve boyutu diğer kitaplara göre biraz daha büyük ama kolay okunuyor. 4 günde bitirdim. Kitapla alakalı tek sıkıntım var, çeviri. Bazı yerlerde cümleleri anlamak zordu. 
Birçok yazım hatası vardı. Sir mi sör mü bir türlü karar verememişler, bir sayfada Sir Burton diyorsa sonraki sayfada sör diyor. Çok göze batan, okumaya engelleyecek derecede olan şeyler değildi ama koskoca yayınevisin, biraz daha dikkat fena olmaz sanırım.
Son olarak seri beş kitaptan oluşuyor, henüz ilk iki kitabı çıktı ve yayınevi seriyi devam ettirir mi bilmiyorum. Umarım ettirir. İkinci kitabın adı da Kurmalı Adam. Bunu da şubat ayında Ezgi ile okumayı planlıyoruz. 
Bunu da dediğime göre mutlaka alın diyorum, böyle dolu dolu kitaplara hak ettiği ilgiyi göstermiyoruz o yüzden bu kitabı almak boynunuzun borcu diyorum ve gidiyorum. 

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%30): 5/5

Sürekleyici/Akıcı olma (%40): 5/5

Kitap bana hitap ediyor mu? (%10): 5/5

Çeviri ve baskı kalitesi (%5) : 2/5 

İsim/Kitap uyumu (%10): 5/5

Güzel Kapak (%5): 5/5


Puan: 4.8/5

20 Şubat 2017 Pazartesi

Kitap Yorumu: Bazen Bahar

Bu kitabı @okuyan.muallime'de gördüm önce. Bir merak uyandırmıştı bende ama henüz listede öne çekmek gibi bir niyetim yoktu. Sonrasında Ankara Fuarı'na gittim ve Sel standına geldiğimde almadan gidesim gelmedi ki iyi ki almışım diyorum.


Ben normalde öykü kitapları çok okumuyorum. Yarım kalmışlık hissi kitapla arama soğukluk sokuyor o yüzden çok tercih etmiyorum diyeyim. Aynı şeyi Bazen Bahar'da da yaşadım. Yani bir yarım kalmışlık hissi bırakmadı yakamı ama bu kitaba karşı bir eksi de olmadı benim için. Her öykü insanın mutsuzluğuna, yalnızlığına, çaresizliğine, umuduna, sevincine dokunan, sizdenmiş hissini bir dakika elden bırakmayan türdendi. Kimi zaman gözlerim doldu, kimi zaman ufak bir tebessümle okudum bu öyküleri. Güzeldi. Kesinlikle gözüm kapalı önerebileceğim bir kitap. Keyifli okumalar!

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%30): 5/5

Sürekleyici/Akıcı olma (%40): 5/5

Kitap bana hitap ediyor mu? (%10): 4/5

Çeviri ve baskı kalitesi (%5) : 5/5 

İsim/Kitap uyumu (%10): 5/5

Güzel Kapak (%5): 5/5

Puan: 4.9

11 Şubat 2017 Cumartesi

Kitap Yorumu: Cam Kılıç (Kızıl Kraliçe, #2)

Serinin ikinci kitabıyla karşınızdayım. Okuyanlar bilir ki Kızıl Kraliçe, bilindik bir distopyanın temellerini taşıyan bir kitaptı. Elbette ikinci kitapla bir şekilde diğer distopyalarından ayrılmasını bekledim. Eh, belki bir miktar bunu başardı diyebilirim.


Birinci kitap çok fena bir yerde bitmişti hatırlıyorsanız ve işte kitap aynı noktadan devam ediyor. Yani kitabın yüksek bir tempoyla başladığını söyleyebilirim. Sonrasında inişli çıkışlı bir tempoyla yoluna devam ediyor.
Hatırlıyorsanız 'Kızıl Şafak Gibi Yükseleceğiz' sloganlı isyan ve Kızıl Muhafızlar ilk kitapta kendinden çokça söz ettirmişti. Burada da yine isyanın devamlılığını görüyoruz ama sanki Kızıl Muhafızlar arasında biraz çatırdamalar oluyor.
Biliyorsunuz ki ortaya Kızıl olup da güçleri olan insanlar çıkmış ve Julian bunlarla ilgili bir liste çıkarmıştı. İşte kitap çoğunlukla; Mara, Cal ve diğerlerinin bu 'Yenikanları' bulmaya çalışmalarını işliyor.
Kitap sadece Mare tarafından anlatılarak devam ediyor ve o yüzden doğru düzgün Maven'ı göremiyoruz. Bence bu olmamalıydı. Birden fazla karaktere söz hakkı elbette veremez yazar ama birilerinin Maven ne alemde bize söylemesi gerekirdi.
Bunun dışında kitaba çok fazla karakter dahil oldu ve çoğunlukla kim kimdir karıştırarak okudum.
Mare'nin düşüncelerine fazla yer verilmişti ve bir yerden sonra boğdu artık. Bazen 3-4 sayfa sırf onun bir şeyler hakkında düşünmesini, anlamlandırmasını, bir yere gittiyse bunu ve ne hissettirdiğini okuduk. Bu kadarına gerçekten gerek yoktu.
Ayrıca Mare insanı kanser edecek kadar aptal bir karaktere dönüştü. Önce korkak, ürkek, başkaları ne derse oraya giden bir karakterdi. O kadar şey yaşadı tamam artık, akıllanır, güçlenir dedik bu sefer de 'kimseye güvenmiyorum, abime bile güvenemem' deyip durdu. Sürekli kendisiyle çeliştiği noktalar oldu. Üstelik durmadan 'ben değerliyim, ben güçlüğüm, ben şöyleyim, ben böyleyim' Cidden kitap boyunca yıldırdı beni. Üzerinde baskı var biliyoruz da, bu baskıyla neleri başardığını bildiğimiz karakterler tanıyoruz biz. :D
Cal yine geride kaldığını düşündüğüm bir karakterdi. Yine de çok güçlü davranıp olayı kurtardığı zamanlar oldu. Elbette bu kitapta da yazar sizi üzecek bir takım işlere girişmiş. Okuyunca anlayacaksınız.


Yani birinci kitabı daha çok sevdim desem belki de yalan olmaz. Bundan daha iyisi olabilirdi. İlk kitap elinizde varsa alın, devam ettirin. Ama çok da bir şey beklemeyin. Keyifli okumalar.

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%30): 3/5
Çok bir yenilik göremedim.

Sürekleyici/Akıcı olma (%40): 3/5
Mara'nın iç konuşmaları genelde akışı bozdu.

Kitap bana hitap ediyor mu? (%10): 2/5

Çeviri ve baskı kalitesi (%5) : 5/5 

İsim/Kitap uyumu (%10): 5/5

Güzel Kapak (%5): 5/5

Puan: 3

23 Ocak 2017 Pazartesi

Kitap Yorumu: Kayıp Şey

Herkese merhaba. Bugün çok güzel bir kitap yorumuyla geldim. Shaun Tan, ilk kez okuduğum bir yazar oldu ama kesinlikle son olmayacak. Ayrıca Oscar ödüllü bir yazar ve sonuna kadar hak ediyor!


Kitap 32 sayfa, zaten daha çok çizimlerden oluştuğunu söyleyebilirim. Birçok şey hakkında eleştiri var kitapta. Gerek çizimlerin içine gizlenmiş olsun, gerek hikayenin içine. Yazar, kesinlikle anlaşılma kaygısı gütmeden ortaya çıkarmış bu eseri ve sözü okuyucuya bırakmış.
Gerçekten ne hakkında olduğundan bahsetmeyeceğim. Sadece alın, okuyun, tüm o çizimleri tek tek inceleyin. 
Eğer okuduysanız da mutlaka yorum bırakın ve kitap hakkında konuşalım!
Ayrıca kısa bir filme de sahip, aşağı bırakacağım. Ama lütfen önce okuyun, sonra izleyin. Eğer almam diyorsanız tamam! En azından kısa filmini izleyebilirsiniz. Keyifli okumalar ve seyirler!
Not: Herhangi bir şeyden bahsetmediğim için merak ettiğiniz bir şey olursa lütfen yorum bırakmaktan çekinmeyin. 🙏🏼


17 Ocak 2017 Salı

Kitap Yorumu: Yolcu (Passenger, #1)

Herkese merhaba. 🙋🏼 Alexandra Bracken, Karanlık Zihinler Serisi'nin yazarı ve ben öncesinde o seriyi okumadım. İyi yorumlar da gördüm ama alma gereksinimi duymadım. Yolcu'dan sonra da almayı düşünmüyorum.


Öncelikle yorumuma başlamadan önce, kitabı sınav döneminde okuduğumu belirteyim. Hal böyle olunca elimde bir miktar sürünmek başından kaderinde yazılıydı. Ama yine de bir kitap beni kendine çok bağlamışsa 'Dersi senin için sallayabilirim bebeğim!' moduna çok kolay giriyorum. Ne yazık ki bu kitap, elime alınca  10 sayfadan öte gidemeyip de her seferinde kapattığım bir kitap oldu. Ancak sınavlarım bitince aldım tekrar elime.
Zaman yolculuğu olan şeyleri seviyorum. En basiti Team Doctor Who. O yüzden ayrıca merak ediyordum kitabı. Bir diğer ayrıntı ise baş erkek karakterin bir siyahi olması. Çok güzel bir ayrıntıydı gerçekten. Okurken hayal etmesi keyifliydi.
İşte şimdi AMA kısmına geliyorum. Bir başlangıç kitabı olduğu için kitabın yavaş ilerlemesini anlıyorum. Yine de bir okuyucu olarak kitaba girmekte çok zorlandım. Yaklaşık 250 sayfasını aşana kadar gerçekten yazara çok söylendiğimi söyleyebilirim. Bence uzatılmış bir kitap. Özellikle de o ilk 250 sayfası. Yine birtakım olaylar gerçekleşiyor ilk sayfalarda ama belki de ben bölük bölük okuduğum için bana akıcı gelmedi. Belki de şu an kitabı gözümde aklamaya çalışıyorum, bilemiyorum.😑
Ayrıca karakterler arasındaki diyalogları çok yüzeysel buldum. Karakterlerin bazı kısımlarda verdiği tepkiler çok yüzeyseldi. Özellikle son kısımda 'Ne saçmalıyor bu ya?!' derken cinnete doğru sürüklendiğim bile oldu.
Ama dediğim gibi, belki de sınav dönemi okuyarak kitabı öylece harcamış da olabilirim. Ama, sakin kafayla düşünmeye çalışıyorum. Yine aynı yere çıkıyorum. Üzgünüm.
Konuya değineyim kısacık. Etta, baş karakterimiz ve kendisi hayatını müziğine, kemanına adamış bir müzisyen. Aynı zamanda babası yok ve annesiyle de arasında sebebini tam anlayamadığı bir uçurum var.
Alice, hem aile dostları hem de Etta'nın eğitmeni. Etta'nın sahneye çıkacağı gün birtakım olaylar oluyor ve bunun sonunda kendini başka bir zamanda buluyor. Nicholas'ın hayatına girmesi de böyle oluyor ve nihayetinde Etta, Nicholas'la bilinmeyen bir yolda, bir macera içinde, bir amaç uğruna oradan oraya gidip duruyor.
Daha fazla detay veremem, o zaman size bir şey kalmaz. 👼🏼


Dediğim gibi yazarın diline çok ısınamadım, olması gerektiği gibi heyecanlanamadım, karakterlerle bağ kuramadım. Belki de benden kaynaklıdır çünkü seveni çok. En azından şansınızı deneyebilirsiniz. Keyifli okumalar. 📖

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%30): 3/5
Fena değildi.

Sürekleyici/Akıcı olma (%40): 3/5

Kitap bana hitap ediyor mu? (%10): 2/5

Çeviri ve baskı kalitesi (%5) : 5/5 

İsim/Kitap uyumu (%10): 5/5

Güzel Kapak (%5): 5/5

Puan: 3

15 Ocak 2017 Pazar

Kitap Yorumu: Hava Uyanıyor (Air Awakens, #1)

Herkese merhaba! Yabancı Yayınları'ndan çıkan Hava Uyanıyor, özellikle elementlerle alakalı bir kitap olduğunu öğrendiğimde daha çok merak ettiğim ve aldığım gibi de okuyup, bitirdiğim bir kitap oldu.
Bu arada kitabı Betül, elden çıkarmak istediğini söyleyince normalden de ucuza almış oldum. Teşekkürler tekrar!


Şimdi kitap hakkında biraz arada olduğumu söylersem doğru olur. Giriş kitabı olarak ele alırsam, yeterliydi ama daha iyisi olabilir miydi? Kesinlikle olabilirdi.
Vhalla, ana karakterimiz ve saray kütüphanesinde çırak. Elbette sarayda sıradan olmak dışında da bir vasfı yok. Ama o kitaplarıyla o kadar mutlu ki! Kimse ona dokunmasa, orada ölene kadar kalabilir. Özellikle kitaplarda böyle kütüphane ayrıntısı olması, kitap sever bir insan olarak benim çok hoşuma gidiyor.
Vhalla'nın bulunduğu saray, Solaris İmparatorluğu'na ait ve bu imparatorluk da bir savaş içinde. Prensler sefere gidiyor, geliyor. Genelde kitapta zafer haberleri alıyoruz. 
Aynı zamanda Ana Kıta (bulundukları coğrafyanın genel ismi) bünyesinde element yönetebilen büyücüleri barındırıyor ve geçmişte yaşanmış bir olaydan dolayı da halk büyücülere ön yargılı. Eh bir de 200 yılı aşkın bir süredir Rüzgargüdücü yok piyasada.
İşte burada olay; Vhalla'nın kendini bulması, kabullenmesi, bunlar olurken aşkı bulması, dostları için birtakım olaylara dahil olması ve başını belaya sokmasını içeriyor diyebilirim.
Genel yorumlarımdan bahsedecek olursam, yazarın dili güzeldi ama kişiler arasındaki diyaloglar zaman zaman gerçek bir sohbeti dinliyorum havasından çok bana kitap okuduğumu hatırlatır cinstendi. Anlatabildim mi? Her zaman değil, zaman zaman.
Karakterlere özel bir ilgim olmadı. Ah, Prens Baldair belki bir adım önde olabilir. Nedenini bilmiyorum. :D Vhalla, kesinlikle favorilerime girmekle uzaktan yakından alakası olmayacak bir karakter oldu, onu söyleyebilirim. Nefret de etmedim ama biraz uyuz mu etti desem?
Kitapta zaman zaman temponun arttığı da oldu ama sanki biraz daha olaylı bir kitap olsa daha iyi olabilirdi. Mesela Vhalla biraz daha kendini gösterebilirdi?


Kısaca bir ilk kitabı olarak orta, konusu gerçekten güzel, devamını merak edeceğimiz şekilde bitti. Baskısı, çevirisi, kapağı çok güzel ki Yabancı orijinal kapağıyla basmış. Elementlere ilginiz varsa şans verin, ben seriye devam etmeyi düşünüyorum. İyi okumalar!

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%30): 4/5

Sürekleyici/Akıcı olma (%40): 4/5

Kitap bana hitap ediyor mu? (%10): 4/5

Çeviri ve baskı kalitesi (%5) : 5/5 

İsim/Kitap uyumu (%10): 5/5

Güzel Kapak (%5): 5/5

Puan: 4

2 Aralık 2016 Cuma

Kitap Yorumu: Ben Bir Gürgen Dalıyım

Herkese merhaba arkadaşlar. Bugün Hasan Ali Toptaş'a ait bir kitapla geldim.
Daha çok fantastik/bilimkurgu okuyorum ve haliyle yabancı yazar ağırlıklı okumak durumunda kalıyorum.
Ama özellikle bu yıl Türk yazarların kitaplarını da almaya başladım. Ben Bir Gürgen Dalıyım ise Baldan Beri'den Gizem'in videosundaki tavsiyesi üzerine aldığım bir kitaptı.


Ben Bir Gürgen Dalıyım ile koskoca ormanda bir gürgen oluyorsunuz ve başlıyorsunuz olanları izlemeye.
Bu süre boyunca renkli orman hayatına misafir oluyorsunuz. Kalkgidelim mavilere, kırgın sarılara bakıyorsunuz sonra.
Bir gün uzaklardan köknarın sesini duyuyorsunuz tüm ormanla birlikte, çünkü aslında rüzgar bilene sadece rüzgar değildir. Gürgen size bunu öğretiyor; rüzgarı dinlemeyi, hissetmeyi.. 
Köknarın anlattıklarına üzülüyorsunuz, sizi de tüm ormanı hüzne boğduğu gibi boğuyor bu rüzgar.
Sonraları gürgenin korkulu rüyalarında siz de korkuyorsunuz, bir ormancıdan ve onun acımasız baltasından. Ama buna rağmen dik durmayı öğreniyorsunuz gürgen ile birlikte.
Yine de hayat kırıyor bir şekilde kanadınızı ve buluyorsunuz kendinizi bir kamyonun arkasında başka ağaçlarla beraber belki de bir salıncak olmak için, kim bilir?
Bir marangozun bahçesinde yıllarca bekliyorsunuz, bir ailenin nasıl yıkıldığını adım adım izliyorsunuz sonra. Ama onların ne mutluluğunu paylaşabiliyor, ne de hüznüne ortak olabiliyorsunuz. Sadece o yığında herhangi bir odun parçasısınız.
Bu süre boyunca bir kapı olmaktan çekiniyorsunuz, kapıların kilidi vardır çünkü. O kilitler size ne ifade ediyor arkadaşlar? Gürgen ve kader ortakları için olmak istemeyecekleri kadar çok şey.
Pencere olmaya razı oluyorsunuz. belki de bir bebeğin beşiği olurum diyorsunuz. 
Sonra bir gün marangozun ailesine de veda vakti geliyor, yeni bir merak sarıyor gürgenle beraber sizi, acaba nereye, ne olmak için gidiyorum?
O son cümle, gerçekten bir tokat gibi indi insanlığıma. Gözlerim doldu, utandım. Bu kitap, insana bir şeyler öğreten çok az kitaptan bir tanesi.


Bazı açılardan bazı duygular üzerinde fazla durulmuş ama bu bir çocuk kitabı olduğu için duyguyu net bir şekilde verebilmek açısından olması gerekeni yapmış bana göre Hasan Ali Toptaş.
Yazarın dilini de çok sevdim, ayrıca baskı ve çizimler de çok güzeldi.
Büyük, küçük herkes okumalı. Çünkü bu kitapta her yaştan insanın çıkaracağı çok sayıda ders var. Kesinlikle önerimdir.

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%30): 5/5

Sürekleyici/Akıcı olma (%40): 5/5

Kitap bana hitap ediyor mu? (%10): 5/5

Çeviri ve baskı kalitesi (%5) : 5/5 

İsim/Kitap uyumu (%10): 5/5

Güzel Kapak (%5): 5/5

Puan: 5

4 Kasım 2016 Cuma

Kitap Yorumu: Ateş Serisi

Geç fark ettiğim bir seriyle geldim arkadaşlar. Her kitabı için tek tek yazmak uğraştıracağından seri olarak bahsetmek istedim. Öncelikle kitap sıralamasını vereyim, sonra bakalım neymiş bu Ateş Serisi?

1. Karanlık Ateş
2. Kan Ateşi
3. İntikam Ateşi
4. Rüya Ateşi
5. Gölge Ateşi
6. Buz (Yan Seri 1.kitabı)
7. Alev (Yan Seri 2. kitabı)

Ben henüz Buz ve Alev'i okumadım ama elimde var. Seri hemen bitsin istemediğim için kasım ayına Buz'u ve aralık ayına da Alev'i koydum ama gelin bana sorun, okumamak için kendimi zor tutuyorum.


Şimdi konuya geçmeden şuradan başlayayım, bu serinin ilk iki kitabının baskısı yok. Çünkü ilk üç kitap Epsilon Yayınları'nda, sonra yayın hakkını Artemis Yayınları almış. Epsilon tekrar basmıyor ilk iki kitabı. Artemis de yayın hakkı kendinde olmadığı için basamıyor. Üçüncü kitabın baskısı hala var ama o da bitmek üzeredir zannımca.  İlk iki kitabı şansınız varsa bir sahafta bulursunuz -ben bulamadım- yoksa da pdf olarak okursunuz, ben pdf olarak okudum ve devam kitaplarını aldım. Son olarak çevirmen değişikliğinden dolayı 4 ve 5.kitaplarda çeviri biraz rezalet diyebilirim üzülerek. Artemis neden gereken özeni göstermedi bilmiyorum ama Barrons Kitap ve Süs Eşyalarının önce Barrons Kitap ve Baloncukları,sonra da BB&B olması?
E haydi BB&B yine neyse de baubles kelimesi nasıl baloncuk olabilir yahu? Sözlüğünüz mü yok, internetinizi mi kesitler de bakamadınız? Onu da geçtim, ne yapıyor baloncuk mu satıyor bu adam?
Sonra Mukaddesin Seelie, Melunun Unseelie olması falan derken diyorsun güzel kardeşim sen önceki kitapları çevirmeden önce hiç mi okumadın? Umuyorum ki Buz ve Alev'de daha iyi bir performans sergilediler.


Şimdi gelelim konuya. Öncellikle bu seri fantastik bir seri ve çeşitlilik o kadar fazla ve farklı ki! Konu zaten hiçbir konuya benzemiyor. Burada dünyanın yanı sıra insanların bilmediği başka bir krallık var; Fae Krallığı. Fae'ler de Melun ve Mukaddes olmak üzere ikiye ayrılıyorlar. Bu türün her türlüsü insan düşmanı ama Melun'lar yapı itibariyle çirkinken, Mukaddes'ler müthiş güzeller.
Tabi bunlar da kendi içinde ayrılıyorlar ama onu okuyarak öğrenin.
Yıllar önce Fae'ler bir anlaşma ile dünyadan çekiliyor ve kendi ülkeleriyle dünya arasına bir duvar örüyorlar. Ayrıca Mukaddes ve Melun arasında da bir çatışma var ve Melun'lar Fae dünyasında kilit altında. Ta ki duvar çatlayana ve Melunlar dünyaya sızmaya başlayana kadar. Peki nasıl fark edilmiyorlar? Tabi ki kendilerini insan olarak göstermeye yarayan bir illüzyona sahipler.
Bir de ortalıkta dolaşan bir kitabımız var ve bütün karakterler bu kitabın peşinde, Sinsar Dubh. Bu kitap Fae Kralının bütün kötülüğünü aktardığı kitap. İçerisinde binbir türlü büyü var ve hepsi de birbirinden tehlikeli. Ah, tabi kitap öyle herkese kendini okutmuyor. Göreceksiniz.
Konuya ara vererek karakterlerin hikayesine geçelim.


MacKayla Lane. Gökkuşağı kız. Siddha Kahini. Ya da sadece Bayan Lane. Kendisi benim ilk üçümün ikinciliğini Vin ile paylaşan kadın karakterim.
Mac hayatından gayet memnun, ailesine aşık bir güney kızı. Ablası Alina okumak için Dublin'e gitmiş ve birbirleriyle devamlı iletişim halindeler. Mac'in telefonu bozulana kadar.
O birkaç gün boyunca konuşmuyorlar ve Mac ablasının ölüm haberini alıyor, üstelik ölümü öyle basit de değil. Ceset paramparça edilmiş. Polis de kanıt yetersizliğinden konuyu kapatıyor ama Mac'in buna hiç de niyeti yok. Ailesinin bütün itirazlarını kulak ardı ediyor ve düşüyor yollara. Ama orada onu bekleyen çok acayip şeyler var.
Çünkü Dublin, Fae kaynıyor! Peki, insanların ruhu duymazken ortalıkta gezen bu Fae'ler Mac'i neden ilgilendirsin? Eh, Siddha kahini derken bir kopya verdim. Bunun için okumalısınız!
Ah, Barrons. Barrons. Barrons. Benim ilk üçümün ikinciliğini kapan erkek karakterim. Jericho Barrons için ne diyebilirim? Teknik olarak Ateş Serisi'ni bitirdim ama onun ne olduğundan hala emin değilim.
Sizi delirtecek derecede despot, ketum ve yakışıklı. O kadar gizemli ki... Sır dolu. Beşinci kitaba kadar 'BU ADAM NE?' nidaları attım. Bir noktadan sonra bazı tahminlerim vardı ancak ben sadece ucundan tutabildim. Hoş hala kendisini tanımlayacak bir kelimem yok ama, eh daha çok şey biliyoruz en azından.
Bahsettiğim kötü kitabı arayan bir diğer isim de Barrons. Onun amacı beni o kadar çok şaşırttı ki. Ne beklediğimi bilmiyorum ama böyle bir şey beklemediğimden de eminim. Herkesin aksine onun sebebi daha masumdu. Okuyunca göreceksiniz.
V'lan. Galiba hakkında bir sonuca varamadığım tek karakter. Kendisi bir Mukaddes Prens ve kafayı Mac ile bozmuş durumda. V'lan de kitabı arıyor ama onun amacı duvarları yeniden inşa edip kraliçesine hizmete devam etmek. Bir de Mac'e sahip olmak var ama bu geride kalan plan. :D Ama tabi onun da beni 5.kitapta çok şaşırttığını söyleyebilirim.
Rewona bütün bir seri boyunca nefret edeceğiniz karakter. Kitabın peşinde olan diğer karakter. Kendisi Siddha Kahinlerinin başı. Siddha Kahini ne açıklamayacağım, kitapların başında geçen yabancı terimleri anlatan birkaç sayfa var. Oradan okuyup bilmeniz daha iyi olur. Öncellikle Rewona, Mac'ten zerre hoşlanmıyor ve kahinleri de biraz keyfi yönettiği söylenebilir. Onu birçok kere Mac'e ihanet ederken görebilirsiniz.
Dani ise yanlış hatırlamıyorsam 3.kitapla hikayeye giren bir karakter. O henüz 13 yaşlarında ama küçük yaşlarda ailesini kaybetmiş ve ona Rewona yani Siddha kahinleri sahip çıkmış. Tabi Dani de bir Siddha Kahini. Hal böyle olunca Rewona'yı ne kadar yanlış bulsa da sözünden de çıkmıyor, bir süre. Ama biz sonra onu Mac ile can ciğer görüyoruz. İkilinin sahneleri çok eğlenceliydi. Dani başlı başına bir eğlence zaten. 6. kitap -Buz- daha çok Dani ağırlıklı olacakmış. Onu biraz daha büyük görmek isterim açıkçası.
Darroc bir diğer kötü ve kitabın peşinde olan karakterimiz. Bu adamın Alina ile bir bağlantısı var ve bu da onu Mac'in gözünde potansiyel katil yapıyor. Ama aslında Darroc bambaşka bir rolde. Ama okuyun.
Son olarak Ryodan'dan bahsetmek istiyorum. Aslında zaman zaman görünse de tam olarak 4 ve 5. kitapta daha önde. Kendisi Barrons'un bir nevi -galiba- arkadaşı. Ama tabi baş her zaman Barrons. Dublin'de bir bar işletiyor ama bu bar karma. Yani içeride Fae'de var insan da. 6.kitap Dani ve Ryodan üstünde duracakmış. Neler olacak bakalım?


Kabaca böyle diyebilirim arkadaşlar. Umarım az spoilerlı ve anlaşılır bir yazı olmuştur. Serinin kaçıncı kitapta biteceğini bilmiyorum ama seri şu an devam ediyor.
Son olarak yazardan bahsetmek istiyorum. Hayal gücü bir yana yazarı ilk iki kitapta çok yetersizdi. Diline alışmakta biraz zorlandığım oldu. Ama sonra yazar da kendini düzeltti. kaldı ki konu zaten çok iyi.
İşte böyle arkadaşlar. Hepinize öneririm!

Seri Puanı: 4.5

14 Ekim 2016 Cuma

Kitap Yorumu: Kargalar Meclisi

Ben aslında Grisha Serisi'ni çok sevememiştim. Karakterlerle herhangi bir bağ kuramadım, bana kalırsa yazar tam olarak oturtamamıştı ve yine yazarın dili de fazla yüzeyseldi. Bunların aksine konu çok güzeldi ama o tek başına götürmek için yetmemişti.
Bu kitap konusunda çok endişeliydim çünkü anlayacağınız üzere benim asıl sorunum yazarın diliydi. Ama birkaç güvendiğim blogger beğeneceğimi söyleyince ve kitap da 9.90 indirimine girince alayım dedim. Tabi yine başlamaya cesaretim olmadı. Sonra Kore Fenomeni ile ortak kitaplar üzerinden bir etkinlik yürütelim dedik ve o listede bu kitap da vardı. O sayede okumuş oldum.


Peki ne düşündüm? Elbette daha erken okumadığım için kendime çok kızdım! Yazar kendini o kadar çok geliştirmiş ki gerçekten çok şaşırdım. Bir kere karakterler harikaydı, bir tane bile bu olmamış dediğim karakter olmadı. Olayın yine Grisha Dünyası'nda geçiyor olması çok güzeldi. Inej çok sevdiğim bir karakter oldu. Nina, gerçekten harikaydı. Jesper ve Wylan adeta neşesiydi kitabın. Ama beni benden alan iki karakter var ki; Kaz ve Matthias. Ahh, gerçekten karakterleri çok sevdim.
Bu kitabı Centilmen Piç Serisi'ne benzetenler olmuş ama ufak ayrıntılar dışında ben bir benzerlik kuramadım. Bayağı aynı falan diyen vardı ama hayır, dediğim gibi bazı ayrıntılar benziyordu.
İlk 100 sayfayı geçmekte biraz zorlandım ama o da bu aralar biraz okuma sıkıntısı çektiğimden kaynaklı oldu. Sonra zaten sürekli bir aksiyon içinde gitti olay. Bazı yerleri de yine sıkmadı değil ama bu tarz yerler fazla değil.


Yine heyecanı bozmamak açısından konudan bahsetmek istemiyorum. Ama bence kesinlikle alın ve okuyun. Grisha Serisi'ni okumanıza gerek yok, sadece dünya size biraz yabancı gelebilir ama ilerledikçe ona da alışırsınız. Ayrıca kitabın baskısı da mükemmel! Tavsiyemdir!

"...Dahası o, Hayalet'ti. Onun için geçerli tek kural yerçekimiydi ve bazı günler ona da meydan okuduğu olurdu."

"Inej bir müddet sessiz kaldı. Sonra Kaz, arkasında bir yerlerde onun sesini duydu. 'İnsanoğlu ihtiyaç duyana kadar Tanrılarla alay eder, Kaz.'"

"'Inej!' diye haykırdı Jesper sevinçle. 'Hayattasın!'
Inej hafif tebessüm etti. 'Herkes kadar işte.'
'İç bunaltıcı Suli bilgeliğinden bahsettiğine göre kendini daha iyi hissediyor olmalısın.'"

"Ne yapıyor?" diye sordu Matthias.
"Kadim bir Zemeni ayini gerçekleştiriyor," dedi Kaz.
"Cidden mi?"
"Hayır."

"Nina başını yavaşça salladı. 'Buz Sarayı, hatırladın mı? İmkansız görev? Postu deldirmek? Ketterdam'da seni bekleyen üç milyon kruge?'
Kaz gözlerini kırpıştırdı, bakışları berraklaştı. 'Dört milyon.'
'Bunun seni kendine getireceğini biliyordum.'"

"Meşhur Shulu bilimadamımızın neden Wylan'ın okul arkadaşlarından birine benzediğini yolda açıklarsınız."

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%30): 5/5

Sürekleyici/Akıcı olma (%40): 4/5

Kitap bana hitap ediyor mu? (%10): 5/5

Çeviri ve baskı kalitesi (%5) : 5/5 

İsim/Kitap uyumu (%10): 4/5

Güzel Kapak (%5): 5/5

Puan: 4.5

12 Ekim 2016 Çarşamba

Kitap Yorumu: Kağıt Ev

Ben genel olarak epik-fantastik/bilim-kurgu okumayı daha çok seviyorum ama artık bu türler birbirini çok tekrarladığı için farkında olmadan bir nebze soğuduğumu fark ettim. Ben de farklı türleri araya katmaya başladım. İşte Carlos Maria Dominguez'in Kağıt Ev'i benim kurtarıcı kitaplarımdan biri oldu.


Kitapsever bir insan olarak, kitapsever bir insanın hayatına misafir olmak benim açımdan güzel bir deneyim oldu ve durup, acaba ileride ben de mi böyle olacağım, diye düşündüm.
Çünkü bu kitapta, kitaplara saplantılı bir adamın hayatının ufak bir kısmını okuyoruz. Hatta bu adamdaki kitap sevgisi oluyorsa bende ki ne oluyor diye kendimi sorguladığım da oldu. Yine de her şeyin tadında güzel olduğunu bir kere daha vurgulamakta fayda var zira kitabın sonu da beni bir miktar üzmüş olabilir. İçerisinde geçen farklı yazarlar ve eser isimleri çok merak uyandırıcıydı ve bu kitap sayesinde listeme birkaç kitap eklemeyi de ihmal etmedim. Yani kısaca ben çok beğendim.
Farklı bir şeyler okumak istediğinizde, sizi bu 89 sayfacık kitap kurtaracaktır eminim. Kesinlikle okuyun!

"Çoğunlukla bir kitaptan kurtulmak ona sahip olmaktan daha zordur. Kitaplar, sanki asla geri dönemeyeceğimiz bir anın tanıkları gibi, bir ihtiyaç ve unutkanlık anlaşmasıyla tutunurlar insana..."

"İnşa edilen bir kütüphane, yaratılan bir hayat demektir; yığılmış kitaplar toplamı değildir asla."

Puanım: 5/5

9 Eylül 2016 Cuma

Çizgi Roman Yorumu: Saga

Evet, benim ilk çizgi roman deneyimimden bahsedeceğim. Aslında ilk okuduğum zaman herhangi bir yorum girmek istemedim çünkü şu an 3 cildi çıkmış durumda ve bende çıkan ciltlerin hepsini okuyarak bir yorum yapmak istedim.


Öncelikle çizgi roman hiç okumadım çünkü bana romanlar kadar samimi gelmiyorlardı. Hala aynı şeyi düşünüyorum ama kabul etmeliyim ki çizgi romanların da kendine has bir havası var ve okumak da keyifli.
Sonra acaba hangisinden başlasam derken Ecmel'in yorumuna denk geldim ve Saga ile başlamak mantıklı göründü. (Yazar deli gibi booktuber izliyor.)
Saga'ları ben çok sevdim. Konusu çok güzel, aynı zamanda eğlenceli, çizimleri çok hoş.
Ama dediğim gibi kitabın yerini tuttular mı, hayır. Sadece okurken bir şeyleri canlandırmak açısından nasıl olurdu diyorsanız tam olarak cevabı çizgi romanlar veriyor.


Konuya gelirsek eğer iki ırk var ve bu ırklar savaş halinde. Alana İlktopraklı ve Marko'da İlktoprak'ın uydusu olan Çelenkli. Bu ikili gelişen bazı olaylar sonucu bir bakıyorlar aşık olmuşlar. Ama iki tarafın hükümeti de iki ırkın hiçbir türlü bağını kabul etmiyor.
Bunlar da bir bakıyorlar her iki gezegen tarafından da aranan kaçaklar oluvermişler. Üstelik bebekli kaçaklar.


Bunun sonucunda İlktoprak çiftimizin peşine adamlar düşürüyor. Burada devreye Vasiyet giriyor. Açıkçası Vasiyet'in iyi mi kötü mü olduğunu 3 cilttir anlayamadım ama hayırlısı. :D  Bundan sonrasında giren ve çıkan birçok karakter var o yüzden bahsedemeyeceğim ama genel anlamda çok eğlenceli ve dediğim gibi çok sevdim.
İlk çizgi romanım olduğu için de bende yeri hep ayrı olacak. Başlangıç olarak iyi bir tercih olabilir.
Daha önce hiç denemedim diyorsanız Saga size önerimdir. :)

29 Ağustos 2016 Pazartesi

Kitap Yorumu: Tersyüz

Arka kapağına baktığınızda klişelik akan ama içine girdiğinizde sizi sarıp sarmalayan bir kitapla karşınızdayım arkadaşlar.
Öncelikle ben bu kitabın kapağını çok seviyorum. Önceki kapağından çok daha iyi bence.
Yazarın anlatımını sevdim, çevirmenin çevirisi gerçekten iyiydi. Herhangi bir hata hatırlamıyorum. 


Öncelikle kitap 2002 İkiz Kule Saldırısı'nın olduğu dönemlerde ve onun 2 yıl kadar sonrasıyla devam ediyor. 
Ambrose lisenin popüler çocuğu, güreş takımının lideri ve şu ana kadar hemen hemen hiç yenilmemiş. Hannah Lake'in parlayan yıldızı. Fern ise lise sonda olmasına rağmen ufak tefek, diş telleri olan ve erkeklerin de alayına maruz kalan kızımız. 
Ve tabi bir de Bailey var ki o benim asla unutmayacağım karakterlerden biri olarak kalacak benim için.
Bailey Fern'in kuzeni ve o kadar zeki, eğlenceli ki. Özellikle Fern ile diyalogları, ona takılması, çocukluklarına gittiğimiz zaman yaşadıkları. Aralarındaki bağ gerçekten çok özeldi.
İkiliye gelirsek, Ambrose'a zaten aşık olmayan yok, Fern'de aşık olmuş dersem kapatıp gitmeyin. :D
Ambrose ne kadar başarılı olsa da kendisini çok baskı altında hissediyor çünkü herkesin ondan beklentisi çok yüksek, bu yüzden kaçmak için bir yol arıyor ve bu yolu da buluyor ama bu ona çok şeye mal oluyor.
Toparlanmasını sağlayacak kişi ise elbette Fern. Kitap günümüz ve geçmiş şekilde gidip geliyor ve yazar bunu bölüm aralarında koymuş ve karakter geçmişiyle alakalı bir şey hatırladığı zaman biz de o ana eşlik etmiş oluyoruz.
Daha fazlasını anlatamam çünkü o zaman okumanıza gerek kalmaz o yüzden bu kitabı o klişelikten ne kurtardı diyorsanız alın ve okuyun. Ben gerçekten pişman olmayacağınızı düşünüyorum.
Özellikle fazla bilim kurgu ve fantastik okuduysanız üstüne böyle kitaplar sizi reading slumptan koruyor. :D 

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%30): 4/5

Sürekleyici/Akıcı olma (%40): 5/5

Kitap bana hitap ediyor mu? (%10): 4/5

Çeviri ve baskı kalitesi (%5) : 5/5 

İsim/Kitap uyumu (%10): 5/5

Güzel Kapak (%5): 5/5

Puan: 4.5