Geçmişi incelerken veya tarihsel herhangi bir hikayeyi dinlerken, bir anlık dahi olsa uzaklaşıp daha geniş bir perspektiften bakılabildiğinde; bireysel olarak kişilerin veya unsurların ne kadar da sadece olay örgüsünün hizmetinde olduğu fark edilir. Hikayenin geçtiği zaman aralığı ne kadar genişse bu farkındalık da kendini o kadar daha net ortaya koymaya başlar. Nihayetinde tüm içerik günümüze, şu ana bağlanan bir olaylar bütünüdür ve ne yazık ki bireysel olarak zihnimizdeki tahayyül sınırları en geniş tarih algısı sadece kendi tecrübelerimizden ve kendi hayatımızdan ibaret olduğu için, herhangi bir içeriği analiz ederken bu yetersizliğimiz bazı konuları es geçmemize sebep olur.
Örneğin üç yüz yıllık bir hikayede yer yer, kısa bir süreliğine de olsa önlerden rol kapmayı becerebilen tekil kişiler...
Okurken göze, anlatırken dile kolay gelen bu uzun zaman diliminin kapsadığı senaryo, konusu itibariyle çok derinliklidir. Barındırdığı ders niteliğindeki bir çok konu ile bizlere kıssadan hisseler sunar ve payına düşeni almayı bilenler kendilerine fayda da sağlar. Fakat bahsi geçen yarı zamanlı başrollerimizin şahsında derinlemesine pek kafa yormayız.
Beni en çok çekense hayatımızın her günü kendimize gösterdiğimiz ilgi, özveri ve üstüne titreme hali bu denli ortada ve açıkken, konu "b" şıkkı, yani diğerleri olduğunda, olay ve durumları ne kadar kolay, hatta umursamazca sineye çekebiliyor olduğumuz. Çünkü eminim yarı zamanlı başrollerimiz de kendilerine zamanında, en az bizim şahsımıza gösterdiğimiz kadar ehemmiyet atfediyordu ve hayatları da en az bizimkiler kadar biricik ve değerliydi. Sabah uyandıklarında saçlarının dağınık mı düzgün mü olduğunu dert ediyor, mavi yerine beyazı mı giysem, bu daha iyi sanki gibi ego tabanlı kaygılar yaşıyorlardı...
Çoğu kimsenin beyninde bir mezarlıkta veya cenaze törenindeyken tetiklenen elektrik sinyalleri genelde bende tarihsel bir hikaye dinlerken kendini gösterir. Kozmosun on üzeri üç yüz milyar ışık yılını bile komik gösterecek uzunluktaki ömrü içinde, yarı dahi denilemeyecek kadar küçük zamanlı figüranlar olduğumuzun hatırlatıcısı misali.
Çünkü kendi başımızdan geçtiğini hayal bile edemeyeceğimiz durumları gerçekten yaşamış olan gerçek kişilerin hikayelerini dinlerken, onlara hep bir masal kahramanıymışçasına sanki bize bir anlatı olsun diye hayata getirilmiş kişilermiş gibi davranmaya meyilliyiz. Ve bu, başımıza gelse aklımızın bile almayacağı durumları bizzat tecrübe etmiş bu kişilerin hikayesine şahit olduktan sonra; üstüne bir de sanki her gün yaşadığımız alelade şeylermiş gibi yaptığımız savruk yorumlar...
Sadece kişiler çerçevesinde de değil; evrimde ilerleyebilmek için ara tür görevi gören canlılar, buzullar erimeden önce gökyüzünü görebilen kara parçaları, bugünkü halini alıncaya kadar gezegenlerin geçirdiği evreler...
Modernizm ve sonrası akımların bizlere pompaladığı birey olma ve bunun kutsallığının bolca dile getirilmesi ile insanoğlunun kendine atfettiği önemin doruk noktalara ulaştığı zamanları yaşıyoruz. Düşüncelerimizin büyük bir yüzdesi kişisel gelişimimiz ve bireysel gelecek kaygılarımızdan ibaret. Geriye kalan zamanda da geçmişin tatlı anılarıyla meşgulüz. Düşüncelerimiz çok önemli, statümüz çok değerli, mutluluğumuz tek hedef, sağlığımız olmazsa olmaz... Diğerleri konumundakilerin ehemmiyeti bile bizim onlara olan ilgi ve yakınlığımızla orantılı. Tecrübe ettiğimiz evrenin sadece bizim için yaratılmış bir evren olduğu ve etkileşimde bulunmadığımız sırada madde diye bir şeyin olmadığı; sadece biz duyumsayabildiğimiz anda simültane olarak var olduğuna dair teoriler dahi söz konusu.
Milyarlarca ışık yılı boyunca süre gelen ve bir o kadar daha hayatta kalmaya devam edecek bu evrenin içinde sırtımıza taşıyamayacağımız bir yükü almaktan farksız yaklaşımlar...
Hayatın anlamı; aslında var olmamasına rağmen, duyu organlarımızın bizde sanal olarak yarattığı bu bireysellik ve ego hissiyatı içerisinde, kendimizin aslında ne kadar önemsiz olduğunu, asıl olanın geniş anlamda kozmosun kendisi olduğunu, onun dışındaki her şeyin ona hizmet eden alelade parçalar olduğunu idrak ve kabul edebilmek sanırım.