21 Haziran 2021 Pazartesi


Geçmişi incelerken veya tarihsel herhangi bir hikayeyi dinlerken, bir anlık dahi olsa uzaklaşıp daha geniş bir perspektiften bakılabildiğinde; bireysel olarak kişilerin veya unsurların ne kadar da sadece olay örgüsünün hizmetinde olduğu fark edilir. Hikayenin geçtiği zaman aralığı ne kadar genişse bu farkındalık da kendini o kadar daha net ortaya koymaya başlar. Nihayetinde tüm içerik günümüze, şu ana bağlanan bir olaylar bütünüdür ve ne yazık ki bireysel olarak zihnimizdeki tahayyül sınırları en geniş tarih algısı sadece kendi tecrübelerimizden ve kendi hayatımızdan ibaret olduğu için, herhangi bir içeriği analiz ederken bu yetersizliğimiz bazı konuları es geçmemize sebep olur.

Örneğin üç yüz yıllık bir hikayede yer yer, kısa bir süreliğine de olsa önlerden rol kapmayı becerebilen tekil kişiler... 

Okurken göze, anlatırken dile kolay gelen bu uzun zaman diliminin kapsadığı senaryo, konusu itibariyle çok derinliklidir. Barındırdığı ders niteliğindeki bir çok konu ile bizlere kıssadan hisseler sunar ve payına düşeni almayı bilenler kendilerine fayda da sağlar. Fakat bahsi geçen yarı zamanlı başrollerimizin şahsında derinlemesine pek kafa yormayız.

Beni en çok çekense hayatımızın her günü kendimize gösterdiğimiz ilgi, özveri ve üstüne titreme hali bu denli ortada ve açıkken, konu "b" şıkkı, yani diğerleri olduğunda, olay ve durumları ne kadar kolay, hatta umursamazca sineye çekebiliyor olduğumuz. Çünkü eminim yarı zamanlı başrollerimiz de kendilerine zamanında, en az bizim şahsımıza gösterdiğimiz kadar ehemmiyet atfediyordu ve hayatları da en az bizimkiler kadar biricik ve değerliydi. Sabah uyandıklarında saçlarının dağınık mı düzgün mü olduğunu dert ediyor, mavi yerine beyazı mı giysem, bu daha iyi sanki gibi ego tabanlı kaygılar yaşıyorlardı...

Çoğu kimsenin beyninde bir mezarlıkta veya cenaze törenindeyken tetiklenen elektrik sinyalleri genelde bende tarihsel bir hikaye dinlerken kendini gösterir. Kozmosun on üzeri üç yüz milyar ışık yılını bile komik gösterecek uzunluktaki ömrü içinde, yarı dahi denilemeyecek kadar küçük zamanlı figüranlar olduğumuzun hatırlatıcısı misali. 

Çünkü kendi başımızdan geçtiğini hayal bile edemeyeceğimiz durumları gerçekten yaşamış olan gerçek kişilerin hikayelerini dinlerken, onlara hep bir masal kahramanıymışçasına sanki bize bir anlatı olsun diye hayata getirilmiş kişilermiş gibi davranmaya meyilliyiz. Ve bu, başımıza gelse aklımızın bile almayacağı durumları bizzat tecrübe etmiş bu kişilerin hikayesine şahit olduktan sonra; üstüne bir de sanki her gün yaşadığımız alelade şeylermiş gibi yaptığımız savruk yorumlar...

Sadece kişiler çerçevesinde de değil; evrimde ilerleyebilmek için ara tür görevi gören canlılar, buzullar erimeden önce gökyüzünü görebilen kara parçaları, bugünkü halini alıncaya kadar gezegenlerin geçirdiği evreler... 

Modernizm ve sonrası akımların bizlere pompaladığı birey olma ve bunun kutsallığının bolca dile getirilmesi ile insanoğlunun kendine atfettiği önemin doruk noktalara ulaştığı zamanları yaşıyoruz. Düşüncelerimizin büyük bir yüzdesi kişisel gelişimimiz ve bireysel gelecek kaygılarımızdan ibaret. Geriye kalan zamanda da geçmişin tatlı anılarıyla meşgulüz. Düşüncelerimiz çok önemli, statümüz çok değerli, mutluluğumuz tek hedef, sağlığımız olmazsa olmaz... Diğerleri konumundakilerin ehemmiyeti bile bizim onlara olan ilgi ve yakınlığımızla orantılı. Tecrübe ettiğimiz evrenin sadece bizim için yaratılmış bir evren olduğu ve etkileşimde bulunmadığımız sırada madde diye bir şeyin olmadığı; sadece biz duyumsayabildiğimiz anda simültane olarak var olduğuna dair teoriler dahi söz konusu.

Milyarlarca ışık yılı boyunca süre gelen ve bir o kadar daha hayatta kalmaya devam edecek bu evrenin içinde sırtımıza taşıyamayacağımız bir yükü almaktan farksız yaklaşımlar...  

Hayatın anlamı; aslında var olmamasına rağmen, duyu organlarımızın bizde sanal olarak yarattığı bu bireysellik ve ego hissiyatı içerisinde, kendimizin aslında ne kadar önemsiz olduğunu, asıl olanın geniş anlamda kozmosun kendisi olduğunu, onun dışındaki her şeyin ona hizmet eden alelade parçalar olduğunu idrak ve kabul edebilmek sanırım.


7 Haziran 2021 Pazartesi


While trying to act within the guidelines of the universe with subtlety, one realizes that everything we perceive is nothing but a deception. We should take better care of our mental state, if not to avoid overwhelming daily new data updates and free our minds; then at least to keep being able to interpreting our surroundings and senses in purity. Creating an environment where we have no choice but to engage merely suffocating sides of life won't help at all. And it appears that the path to inner peace requires delicate understanding.


21 Kasım 2020 Cumartesi


Konuşarak anlatamazsın! 
Beyhude bir çabadır. Ruhunu dökmek adına her ağzını açışında bundandır çıkan alakasız sesler. Ne kadar net anlatmaya çalışsan, ne kadar titizlikle seçmeye gayret etsen de harfleri, kulaklarına ulaştığı anda fark edersin sözcüklerdeki acizliği. Sanki sen değilsin konuşan! Bu bizzat yazıp yönettiğin ve başrolünü üstlendiğin dramı izlerken "Tam öyle de değil aslında..." diye araya girip yardım edesin gelir seni anlatmaya çalışan kendine. Sonunda da o kadar farklı şeyler anlatmış olursun ki; en başta düşündüklerin o kadar da mantıklı değilmiş meğerse gibi gelmeye bile başlar aniden. Konuşarak anlatamazsın! 
Aslında; "anlatamazsın!" 
Ya anlayan biri vardır, ya da anlatamazsın!

28 Ekim 2020 Çarşamba


Entropi'nin kontrolümüz dışında oluşu kaderci bir anlayış yaratıp elimizden hiçbir şey gelmeyeceği hissiyatını körüklese de; sadece kullanmayı tam olarak bilmediğimiz için değerini de aynı ölçüde bilmediğimiz ve aslında avcumuzun içinde duran ancak farkında bile olmadığımız bir silah, bize yardım etmek için hazırda bekliyor olabilir. 

Dünyayı gözlerimizle şu an olduğu gibi renkli olarak görmek, onun gerçekten renkli olduğu anlamına mı gelir? Ya peki çıt çıkmayan bir gece vakti duymadığımız hiçbir ses, gerçekten de etrafta hiçbir şeyin olmadığından mıdır? Zemini şeffaf cam olan yüksek bir köprüde küçük bir kız çocuğu etrafına gülücükler saçarak yürürken hemen yanındaki annesinin neden dizleri titrer?

Psikolojide de "Her Şeyin Teorisi"ni bulmak mümkün olabilir mi? Kuantum ve Newton Fiziğini harmanlar gibi psikolojik açıdan biz de "gerçeklik" ve "algı"yı harmanlayarak psişemizin hiçbir şeyden zarar görmeyeceği bir bilinç yaratabilir miyiz?


27 Ekim 2020 Salı

Lyrics

- SOUND XX -

How should I know where to go, to feel fine and leave all the pain behind. 

(all the pain behind)

How can I find a door, that leads to a world without the sense of time?

(sense of time)


Now I got a feeling, we must try for the sake of skies.

By the shinnig sun my heart is healing, I can fly to the mountains high.

(to the mountains high)


I'm gonna rule the time and make it stop whenever I want

And I'm gonna sail awhile, and I'll never grow old.


Oh I'm willing to cry and wash the evil from my mind.

It's killing the burning flame inside the people from my kind.

(people from my kind)

Who's gonna know, hey, who'll show me the way,

to cross the line to the other side and be the only one alive?

And I'm gonna know hey, the truth behind the walls oh,

to tell everyone, dont you wanna know it, to see it once again

and all the things we've been through, will show you the way.


I'm gonna rule the time and make it stop whenever I want

And I'm gonna sail awhile, and I'll never grow old.


19 Ekim 2020 Pazartesi


Bir masa yüzeyi düşünün ve bunun iki boyutlu bir evren olduğunu hayal edin. İçinde yaşayan iki boyutlu bir varlık sizinle aynı dili konuşabiliyor. Masaya yaklaşıp ona merhaba diyorsunuz. Sizi duyabiliyor ancak göremiyor. Siz onu hem görebiliyor hem de duyabiliyorsunuz.


Sizin de onayınız olan bir deney amacıyla beyninizin tamamı en ince ayrıntısına kadar bir bilgisayar ortamına aktarılacak ve işleyişi de mega güçlü kuantum bilgi işlemcileri sayesinde birebir simüle edilecek. Bir baypas şalteriyle de kontrol, tek tuşa basarak gerçek beyninizden simülasyon beyninize ve yine aynı tuşa basarak simülasyon beyninizden gerçek beyninize aktarılabilecek. Gerekli tüm operasyonlar gerçekleştiriliyor, deneyler yapılıyor. Bir insanın beyninin kopyalanabileceğine ve bu kopya beyin ile hayata devam edilebileceğine dair bilimsel veriler eşliğinde kanıtlar ortaya konuyor. Her şey başarılı. 

Tüm bunlardan sonra ise sizi bir sandalyeye oturtuyorlar. Önünüzde iki tuş var. Sağdaki tuşun üzerinde gerçek, soldaki tuşun üzerinde simülasyon yazıyor ve sizden; bundan sonraki hayatınızı gerçek beyninizin kontrolünde mi yoksa simüle edilen kopya beynin kontrolünde mi geçirmek istediğinize dair seçim yapmanız isteniyor. Siz simülasyonu deaktive edip gerçek beyninize kontrolü vermek için sağdaki tuşa basıyorsunuz ve hayatınıza bu şekilde devam etmek istiyorsunuz. Kendiniz olarak yaşamaya ve hissetmeye devam etme kararı verdiniz. Çünkü diğer seçenekte gerçek ve kendiniz olamayacağınızı biliyorsunuz. Seçiminizi yaptınız. Her şey normal. Tıpkı eskiden olduğu gibi. 

Ancak siz yine de bu deneyin ve operasyonun size herhangi bir zarar verip vermediğinden emin olamıyorsunuz. Çünkü deneyin başarıya ulaşıp ulaşmadığını anlayabilmek için operasyondan hemen sonra birçok defa gerçek ve simülasyon beyniniz arasında geçiş yaptınız. Hem simülasyona bağlı hem de gerçek beyninize bağlı şekilde bir süre yaşamaya devam ettiniz. Bu durumun psikolojik olarak veya ileride fizyolojik olarak bir sorun çıkarıp çıkarmayacağından küçük de olsa şüpheleriniz var. Neyse ki verdiğiniz nihai kararın ardındaki ilk bir yılın sonunda hayatınızın normalden hiçbir farkının olmadığını görerek rahatlıyorsunuz ve artık deneyi kafanızdan çıkartarak yaşamınıza devam ediyorsunuz. İlerleyen zamanlarda dünyanın en güzel kadınıyla tanışıyor ve dünyanın en güzel kız çocuğunun babası oluyorsunuz. 

Üç yıl sonra telefonunuz çalıyor ve deney ekibinden, etik değer kaygıları vicdanına sonunda ağır basan biri size bilinçli olarak yanlış bilgi verdiklerini ve üç yıldır simülasyon beynin kontrolünde hayatınızı sürdürdüğünüzü söylüyor. Siz büyük bir hınçla derhal durumu düzeltmelerini ve gerçek beyninizin kontrolünde yaşamınıza devam etmek istediğinizi söylüyorsunuz. Ancak bir sorun var. Gerçek beyniniz üç yıldır deaktif durumda. Dolayısıyla şalteri değiştirdiklerinde son 3 yılınızla ilgili hiçbir anınız olmayacak. Üç yıllık bir göz kırpması...