Almanca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Almanca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mart 2013 Perşembe

"Ayak Topu"na Nerden Geldik?

Bugün biraz tüm hikayeyi başa sarıyorum ya da şöyle ortalara doğru. Bana en çok sorulan sorulardan birini cevaplamak ve biraz da belki birilerine kaynak olurum amacıyla.
İkili durumunda pek bir şeyin farkında değilken, hamile kaldığımda anladım ki hayatımda ben bir şeyi atlamıştım: çocuğumuzla nasıl konuşacağımızı! O zamanlar (yaklaşık 12 sene önce) bu konuda Türkçe hiç, Almanca bulabildiğim iki kitap* dışında elimde pek bir bilgi yoktu. Hamilelik kitaplarını bir kenara itip bu kitapları okumaya başlamıştım. Bu çocuk için bir şans mı, yoksa problem mi diye başlayan sorular devamında çok daha fazla soru getirmişti. Sadece iki dil değil, ikiden fazla da öğrenebileceği yolunda örnekler okumuş, kafam iyice bulanmıştı. Avantaj görülenin ne zaman dezavantaj haline dönüşebileceği kısmında ayıldım.
Pozitif yaklaşım şöyle der:
  • İki dilli büyüyen çocuk başka bir dili de tek dilli büyüyenlere göre çok daha kolay öğrenir.
  • Bu çocuklar dil konusuna daha çok ilgilidir.
  • Daha esnek ve daha rahat adapte olurlar.
  • Daha zeki olurlar.
Negatif yaklaşım ise daha sert:
  • Aynı anda iki dili öğrenmeye çalışmak çocuklar için yüktür.
  • İki dili de iyi bir şekilde öğrenemez.
  • Geç konuşurlar.
  • Ana diline sahip olamazlar.
  • Azınlık kompleksi oluşur.
  • Kendilerini vatansız ve kimliksiz hissederler.
  • Zeka seviyeleri geri kalır.
....gibi bu liste çok daha uzun.

Biz ne yaptık?


Bunları, yapılan araştırmaları gözden geçirip nasıl bir yaklaşım içerisinde olacağımızı belirlemiştik. 
Kesinlikle ve kesinlikle çocukla herkes ana dilini konuşacaktı. Kendi aramızda ise duruma göre, sonuçta ikimiz de birbirimizin dilini biliyorduk.
Dilleri birbirine karıştırıp konuşmak ilerde çocuğun "ben Bahnhof`a gidiyorum" gibi bir cümle kurması demekti, ki biz bunu hiç istemiyorduk.
(bknz.gurbetçi örnekleri)
Bunun istisnası olarak; sadece kendi dilinde tam karşılığını bulamadığın bir kelimeyi orjinal halinde söylemek olabilirdi.
Ve biz bunları düşünürken planlamadığımız bir durum ortaya çıktı, ben 6 aylık hamileyken Polonya`ya taşındık!!!! Bunun anlamı yeni bir dil demekti! 
Peer Ole babadan Almanca, benden Türkçe ve çevreden Lehçe öğrenmeye başlamıştı. En iyi oyun arkadaşı ise Fransız bir ailenin kızıydı, Justine:)
Üye olduğum kulüp sayesinde (IFW, International Friends of Wrocław ) pek çok aile ve onların hikayeleriyle tanışmıştım. iki dilli ve çok dilli büyütülen çocuklarla...Bir düşünün: haftada bir veya özel günlerde toplandığımız kulüp binasında 0-6 yaş arası bir oda dolusu çocuk, hepsinin ana dili (hatta baba dili de) farklı ve birlikte oynuyorlar. Nasıl bir manzara!
Peer Ole sürpriz olmayan bir şekilde geç konuştu, bana uzun bir süre sadece "Mutter"(anne) dedi. Lehçe sorulan "Co to Jest?" (bu ne?) sorularına doğru cevaplar veriyordu.
Kelime bilgisi biraz artıp basit cümleler çıkmaya başlayınca farkına vardığımız bir şey olmuştu, kimi zaman tercüme ediyordu. Babasıyla oynadığı ufak çaplı futbol oyununu bana anlatırken "biz ayak topu oynadık" diye anlatıyordu:)) (tercümeye gel: Fußball:)))
Tüm bu tercüme durumları, kiminle hangi dili konuşayım kısmı kafasında yerine oturana kadar birkaç yıl geçti. 
Peer Ole 3 yaşına yaklaştığında biz tekrar Türkiye`ye taşındık. Bu kez Kai Felix`e 4 aylık hamileydim!!! Evet, bizim evde taşınmak için hamile olmak 1.kural:))


Türkiye`de evdeki durum aynıydı, çevre dili Türkçe olunca araştırmalarda geçen "pasif dil" "güçlü dil" kavramlarını daha iyi anladım. Türkçe güçlü dil olarak karşımıza çıktı, Almanca pasif olarak kaldı.
İşte aslında çoğu aile için kırılma noktası burası, siz kendi dilinizde konuşuyorsunuz ama o başka dilde karşılık veriyor. En kötüsünü düşünürsek pasif taraf pes ediyor, "nasıl olsa konuşmuyor", "uğraşmak için vaktim yok", büyüyünce de öğrenebilir nasılsa"gibi düşünceler de bunu destekliyor.

Zorluk yok mu?


Dil aynı zamanda kültür, sadece iki dilli değil, iki kültürlü büyümeleri demek. Bir kültürü yakından tanımanın yolu o dili bilmektir, hatta hakim olmaktır. Yazılmış tarih kitaplarını orjinal dilinde okuyabilmektir. Gidip görmektir, özel günlerdir, yeme-içme kültürü, geleneklerdir, yazılmamış toplumsal kurallardır...

Bu yüzden pes etmedik ama kolay olduğunu da söylemiyorum. 
Bir kere nereye giderseniz gidin 'turist' muamelesi görürsünüz. Bu Türkiye ise büyük ihtimalle kazıklanırsınız, müze girişlerinde 'yabancı' fiyatı ödersiniz veya görevliyle tartışırsınız:) İnsanlar olmadık bir yerde başka bir dil duyduğunda dönüp bakar, çok meraklı insanlarsa sorular bitmez.
Hele hele iki sarışın çocuk, isimleri hiç de Türk olmayan, başka bir ülkede Türkçe konuşursa...
Geçen yaz Hamburg`da yemeğe gittiğimiz mekanda yan masada oturan yaşlı bir çift Peer Ole ve Kai Felix her konuştuğunda dikkat kesildiler. Çocuklar çiftin köpeğini sevmek istediler, izin istediler falan. Epey sonra yaşlı kadın (80 yaş civarı) dayanamadı. Özür dileyerek özel bir soru sormak istediğini, kendisinin 4 dil bildiğini, yıllarca tercümanlık yaptığını ve dillerle çok ilgilendiğini müthiş bir kibarlıkla aktardı. Sonunda "çocukların konuştuğu dili bir türlü anlayamadım" dedi. "Türkçe" dedim, iyice şaşırdı. "peki nerden öğrendiler" diye sordu, "ben Türküm" dedim. Şaşkınlık katlandı ve yıllardır duyduğum şeyi bir kez daha duydum: "ama hiç benzemiyorsunuz" Türk`e benzememek övünülecek bir şey midir ki? İnsanlar çoğu zaman bunu iltifat gibi söylüyorlar. (ve sevinerek kabul edenler de var:)

Neler yapıyoruz?


Biz Almancayı desteklemek için onların ilgisini çekebilecek kitaplar aldık/alıyoruz. 
Bazı kitapların bir sayfası Almanca, diğer sayfası Türkçe. Bu kitapları bulmak da zor değil.
Oynadığımız 'memory' tarzı oyunlar Almanca ve Almanya ile ilgili.
Çizgi film/DVD izlenecekse Almanca tercih ediyoruz.
Yılda birkaç kez Almanya ziyareti yapıyoruz.
Peer Ole okulda İngilizce dışında Almanca seçti. İşin dil bilgisi kısmını da öğrenmeye başladı böylece.
Bu arada bir parantez buraya: ikisinin İngilizcesi de çok iyi. Hiç zorlanmıyorlar, dil öğrenmek her ne kadar biraz da ilgi/yetenek işi olsa da iki dilli büyüyor olmalarının bunda çok etkili olduğunu düşünüyorum.
Kai Felix okumayı öğrenince Almancadaki farklı harflerin nasıl telaffuz edildiği açıklanınca Almanca okumaya da başladı. Ve belki de en önemlisi eşimin hiç bıkmadan Almanca konuşmaya devam etmesi!

İki/çok dilli çocuk büyütmek aileden aileye, ailenin içinde bulunduğu sosyal çevreye göre farklı olabilir elbet. Her ailenin durumu farklı, her çocuk özel. Anne babanın birbirini desteklemesi çok önemli. Kitaplarda hepsi birbirinden farklı yüzlerce örnek bulursunuz. Ama emin olduğum, olumsuz yanlarını bir tarafa atıp bunu bir fırsat olarak görmek ve dolayısıyla elimizdeki imkanlarla en iyisini yapabilmeyi hedeflemek diye düşünüyorum. 

Çok dilli çok kültürlü çocukların hayatı inanın ki çok daha zevkli, eğlenceli ve toleranslı! 


Notlar: 

Bugünlerde kaynak olarak çok daha fazlası var mutlaka. Gene de benim faydalandığım bahsi geçen kitapları yazayım:

*Zweisprachige Kindererziehung - Bernd Kiefhöfer/Sylvie Jonekeit ISBN 3-923721-05-6
  Mit Zwei Sprachen Groß Werden - Elke Montaner ISBN 3-466-30596-9

Almanca-Türkçe yazılmış bazı çocuk kitaplarına örnekler:
Mein Erstes Türkisch Bildwörterbuch-ISBN 978-3-8112-3088-0
Küçük Beyaz Ayı ile Korkak Tavşan - Der Kleine Eisbär und der Angsthase-ISBN 3 314 01166 0
Gökkuşağı Balığı - Der Regenbogenfisch-ISBN 3 314 00664 0
Küçük Beyaz Ayı Nereye Gidiyorsun? - Kleiner Eisbär Wohin faerst Du?-ISBN 3 314 00665 9
Küçük Beyaz Ayı Beni Yalnız Bırakma! - Kleiner Eisbär Lass Mich Nicht Allein!-ISBN 3 314 00984 4

Güncelleme: Almanca-Türkçe çocuk kitaplarına ulaşmak eskisinden kolay: Amazon