Bremen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bremen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ağustos 2012 Salı

Gördüğüm Bir Yana, Ya Göremediğim?

Gereken yapıldı. Gezip görme kısmı bitti, yazma işi en zor etap olarak duruyor önümde günlerdir. (günlerdir? haftadır desem:)) Ufak bir girişle açıyorum konuyu...
Hamburg, 2 milyonluk nüfusuyla Almanya`nın en büyük limanına sahip şehri, aynı zamanda Avrupa`nın çevre dostu şehirler sırlamasında Amsterdam ve Malmö`den sonra üçüncü sırada. Şehir içindeki parklarıyla, Elbe Nehri ve kanallarıyla, tarihi binaları ve müzeleriyle, meşhur St.Pauli bölgesi ile tam bir şehirdir; görülmesi, yaşanılması gereken...Benim için tüm bu özellikleri bir yana yeri bambaşka elbet. Yıllar önce sevgilimin şehri olarak tanıyıp, sonrasında birkaç aylığına Almanca öğrenmek için gidip sayısız anıyla döndüğüm şehri ben hiç yalnız bırakmadım, o da beni.
Her defasında yeni yeni yerler keşfedip bir türlü bitiremediğim gibi zamanla çocuklarla birlikte şehrin çocuksu yanına da tanık oldum, oluyorum. İnsana bitmeyecekmiş gibi gelen "çocuk sever" mekanlar, her gün başka bir kapı aralar. Dünyanın en büyük minyatür mucizesi model trenler, fen-matematiği deneme yanılma ile öğreten çocuk müzesi, Elbe`de, kanallarda gezinti, içinde geyiklerin, yaban domuzlarının, baykuşların ve birçok kuş türünün yaşadığı doğal parklar, açık hava müzeleri, sürekli yenilenen programlarıyla planetaryum, çocuk tiyatroları, botanik parkı bunlardan akla ilk düşenler...Bazılarına defalarca gittik hiç bıkmadan, her seferinde bakalım bu kez ne var programda diyerek. 
Aklımızda hiç olmayan ise bambaşka bir deneyim yaşattı bize. Karanlıkta kısa bir süreliğine de olsa görememekti! Nasıl bir duygu olmalı ki, yani hiç mi göremeyiz soruları kafamızda telefonla arayıp randevu aldım. Dialog im Dunkeln ya da Dialogue in the Dark! Konsept basit; gidip karanlıkta görme engelli bir rehber eşliğinde özel hazırlanmış odalarda ormanda yürüyüp, pazarda dolaşıp, şehir trafiğine karışıyorsunuz.
Girişte cep telefonu, ışık ya da parlayan saat vs.benzeri şeyleri bırakmanız isteniyor sizden. Grup 10 kişilikti, karanlığa girince bir ses karşıladı bizi, yumuşak ve içten. Elimizdeki sopaları nasıl kullanmamız gerektiği konusunda kısa bir bilgiden sonra isimlerimizi söyledik. Bir sonraki durakta anladık ki rehber isimlerimizi çoktan ezberlemişti. Girdiğimiz ilk oda ormandı, bastığımız zemin çamur gibi, kulağımızda kuş sesleri. Bir köprüden geçtik, pazar yerine geldik, meyveleri sebzeleri tezgahtan dokunarak isimlerini söyledik. Rehber konuştuğundan onun sesine göre ve bazen de sağ-sol komutlarına göre bulduk yolumuzu. Şehir trafiği ise sanırım bana göre kendimi en çaresiz hissettiğim bölümdü. Korna sesleri, insan curcunası, bir şehir merkezinde olan her türlü kaos...Karşıdan karşıya geçmeye çalışmak beni ürküttü. Son aşamada bir kafeye gelip bir şeyler içtik, gene karanlık ve servis elemanları görme engelli. Bir yandan da soru cevap şeklinde sohbet ettik. Yanımda oturan Kai Felix bir ara kulağıma eğilip "anne burası ne güzel bir yer değil mi?" dedi! Evet, bence de. Çıktık, "gören" dünyamıza geri döndük ama kafamız allak bullak!!! Dünyada 6000 kişiden fazla görme engelliye iş imkanı sağlayan proje bizi çok etkiledi. Öyle ki unuttuk gözlerimizle gördüklerimizi, soranlara anlattığımız ilk şey "göremediklerimiz" oldu!
İstanbul`da da benzer bir yer olduğunu biliyor muydunuz? (bkz. Karanlıkta Yemek)

Burası Freilichtmuseum am Kiekebeg; günün teması "su"; hayatımızdaki önemi, su ile oyunlar, yelkenli ya da değirmen yapımı... Sonrasında geçmişe yolculuk 1804`lü yıllara ışınlandık, köy yaşamı, oooo çamaşırları külle mi yıkarlar, ya ekmekleri kim pişirir, hayvanlara kim bakar, daha mı çalışkanmış insanlar....sorular, sorular....

Tüm gününüzü geçirebilirsiniz de gene de yetmez olur saatler....(bkz. Freilichtmuseum am Kiekeberg)

Kakao ağacı nasıl görünür, ya tanesi?
Ağzımıza atıp çiğnedik iştahla, anladık ki oldukça acı, yenecek gibi değil! Kakao çuvalını kaldırmayı denesek, ne kadar ağır olabilir ki? Mikroskop altında ezince nasıl görünür bir kakao tanesi?
Burası Chocoversum! İştahla yediğimiz çikolatanın hikayesi...Hiç bu kadar çikolata yiyip, çocukların ağzından "bana çikolata deme anne!" lafını duymak...(bkz.Chocoversum)

Alster, bulutlar ve biz....
Hamburg`a gelip Alster`e uğramadan gidilmez! Kanallar bize küsmesin...(bkz.Alster)

Bremen! Mızıkacılar bildiğimiz gibi, sessiz sedasız duruyorlar öylece. Ayaklarını okşayıp dilek tutanlarla meşguller:)
Sadece mızıkacılar mı? Böttcherstraße, Schnoor, Bremer Dom, UNESCO Kültür Mirası Bremer Rathaus...Beck`s bira ya da Hachez çikolata, Werder Bremen... (başka başka neler var, bkz.Bremen)
Wildpark Schwarze Berge: Hayvanları doğal ortamlarında tanımanın en güzel yeri! Müthiş bir orman, çocuklar için salıncaktan, kaydıraktan öte bir oyun parkı...
Böyle yerler hiçbir zaman sıkıcı olmaz. "Ben artık tüm hayvanları tanıyorum, ne işim var orada" diyemezsiniz. Hayvanların bazıları yanınızdan geçer, okşarsınız, beslersiniz. Mutlaka bir program vardır; okçuluk eğitimi, rehberli yürüyüş olur, çocuk doğum günleri kutlarsınız, okul grupları için türlü türlü projeler olur, dilerseniz bir gününüzü hayvan bakıcısı olarak çalışarak geçirebilirsiniz...Bizim gittiğimiz gün vaşak günüydü. Vaşak ile ilgili aktiviteler, yüz boyamalar, pati izi çıkarmalar, vaşak beslenmesi vs. (bkz. Wildpark Schwarze Berge)

Biz mi? Seçmece son haller!
Bilinçli ya da bilinçsiz unuttuğum, atladığım detayları zaman içersinde olur da konu denk gelirse açarım tekrar:) Bloglarınıza yoğun değilse bile uğradım zaman zaman, okudum sizleri, özledim tekrar yazmayı. (ve tabii yorumlarınızı) Facebook, Twitter ya da Instagram...Bloğun yeri apayrı benim için:)
Hoş geldim ya da hoş geldiniz beni tekrar okumaya...

Not: Fotoğraf makinesini tembel psikolojisi ağır basıp yanıma almadığımdan fotoğraflar ancak bu kadar oldu. Özür!