mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Nisan 2016 Çarşamba

Blog Yazıyorum da ne Oluyor?

Gerçekten yazıyorum da ne oluyor? 
Takip ettiğim bloglar dışında "kim ne yapıyor, nelerden bahsediyor" diye eskisi kadar karıştırmaya, yeni bloglar keşfetmeye pek fırsat bulamıyorum. Mutlu Eller geçtiğimiz ay 6 yılını doldurdu, bunun vesilesiyle şu sıralar dolaşan blog yazmakla ilgili olan birkaç soruluk mimi cevaplayarak içimi dökeyim dedim. Genel olarak çok "mim" insanı değilim, beni de kimse davet etmedi. (yazar burada ağlıyor) Ancak soruları beğendiğimden cevaplamak içimden geldi diyeyim.

22 Nisan 2013 Pazartesi

"Liebster Blog Award" Diyorlar Adına


Mr. E dostumuz bu kez zorlu bir mim yollamış bana. Biraz kafa karıştırıcı şu 11 olayı ama olabildiğince sade bir şekilde aktarıp, bir de izninizle mimleme durumum var, gerisine karışmam.
Mim`in doğası gereği kurallarını bozamıyoruz:
Yukarıdaki resmi paylaşıyoruz, kendimiz hakkında 11 bilgi verip, bizi mimleyen kişinin sorduğu 11 soruyu cevaplayıp ve 11 soru da biz soruyoruz!
Buraya kadar konu anlaşıldı sanırım. Şimdi hakkımdaki 11 çok önemli(!) bilgi: 
  1. Yemek seçen, mırın kırın yapan, "salata isterim ama domateslerim bir zahmet üzerinde amuda kalksın" gibi istekleri olan insanlar beni yemekten soğutur, tahammül sınırlarımı zorlar.
  2. Solağım, hem de en solağından. 
  3. Saflık derecem sanırım Karadeniz köklerime dayanıyor.
  4. Şu sıralar (aslında epeydir) Punk Rock, Indie Rock türü müzikler dinleyip genç kalmayı hedefliyorum.
  5. Makyaj sevmem.
  6. "Kuzey" havası bana hep iyi gelir.
  7. Erkeklerle her zaman iyi anlaşmışımdır.
  8. Gittiğim yerlerden yemek kitapları almak belki de en büyük zaaflarımdan biri.
  9. Evi dışında kalan her yeri büyük bir çöplük olarak gören insanlardan nefret ederim. 
  10. Yaşanmışlık izi/ruhu katılmamış  ve çocuklara rağmen "el değmemiş" olan müze evlere hayretle bakarım.
  11. Mükemmel değil, her insan gibi defoluyum.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------
Bu kısmı atlattıktan sonra gelelim Mr.E`nin zorlu sorularına:  

Hisler mi mantık mı? Değerlendirme yaparken hangisinin seni yanıltmayacağına inanırsın?

İkisinden birini seçmem zor. Hislerime göre hareket ettiğim gibi, mantığı da devre dışı bırakmam.
Duruma göre ikisi de yanıltabilir.

Uzun zamandır en aklında kalan şarkı sözü, cümle ya da film repliği nedir?


Kendimi kasmanın bir anlamı yok. Aklıma gelmedi gerçekten. 



Hala televizyon izler misin? Yok hayır bıraktıysan ne kadar süredir televizyon izlemiyorsun?


İyi bir izleyici değilim ama tamamen de bırakmadım. Daha çok yabancı yayınları izliyorum diye de havamı atayım:)


Eline hiç beklenmedik bir anda tahmin edebileceğinin çok üzerinde toplu bir para geçti, ilk yapacağın hayır işi ne olur?


Çocuk Hakları Sözleşmesi`ndeki şartlardan dünyadaki (ama özellikle ülkemdeki) tüm çocukların yararlanmasını sağlayacak her türlü proje için seve seve...



Akademik kariyer mi, piyasada çalışmak mı?


Yeni mezun olduğum zamanlarda bile akademik kariyeri hiç düşünmedim. 


Ortaokul ve lisede en sevdiğin ders neydi? Neden?



Devlet okulunda okuyup ne kadar İngilizce gördüğüm malum olsa da sanırım en sevdiğim dersti. Sebebini hiç düşünmedim ama sanırım başka bir kültür öğrenmek bana her zaman cazip geldi.



En sevdiğin sanat dalı nedir? İmkanın olsa hangisiyle ilgilenmek isterdin?


O kadar müzikle ilgili olmama rağmen, hep ilgi düzeyinde kaldı. Herhangi bir girişimim de olmadı. Kabiliyetim olsaydı sanırım şimdiye kadar su yüzüne çıkardı:)



Şiir mi, düz yazı mı?

Şiirle aram pek iyi değil, düz yazı diyeyim.



Çıkmadık candan umut kesilmez mi? yoksa kervan yolda mı düzülür?


Kesilmez kesilmez, umudumuz hep olmalı. Yoksa neden yaşıyoruz...



Bir ay olsan hangisi olurdun, neden?


Ocak herhalde. Önünde sıfır km bir yıl duruyor, yaşaman/yaşatman için.

Bu mimi yaparken ya da okurken sıkıldın mı? :)

Yaparken de, okurken de çok sıkıldım ama belli etmedim:))
(şaka şaka, yolla gelsin. Elimden geleni yaparım)

--------------------------------------------------------------------------------------------------------

Mimlenenleri baştan yazayım, Klio`nun Şarkısı, Evin Delisi, Ben Ölmeden, Keçe Sepeti ve Asortik. Yapmak/yapmamak serbest, buyrun benim sorularıma:
  1. Takip ettiğin köşe yazarı/yazarları var mı? Kimler?
  2. Bugün Dünya için ne yaptın?
  3. Yemek konusunda yaratıcısı mısın?
  4. Sinema mı, DVD mi?
  5. Blog, Facebook, Instagram, Twitter...senin için bir sıralama yapar mısın?
  6. Rakı-balık masasında sence hangi mezeler olmazsa olmazdır? 
  7. "Burada yaşarım işte" dediğin şehir/şehirler var mı?
  8. 'Hayatın tadını çıkarmak' senin için ne ifade ediyor?
  9. Küçüklüğüne dair hatırladığın en komik olay ne?
  10. "İyi ki icat etmişler" dediğin şey ne? Neden?
  11. Blog takibi yaparken kriterlerin var mı? Varsa neler?

2 Ekim 2012 Salı

*Uuuu Mimlendim Beybi!

Öyle böyle bir mim değil bu! Sizi bir mimar (öhöm 'yüksek mimar') mimlerse iş bu noktaya gelir mi, gelir!
Kendisi şöyle özetlemiş mimi: Hayal Evimizi-Odamızı-Mekanımızı Tasarlıyoruz! Yazık, bize üzüldüğünden link vermeyi de ihmal etmemiş:)
Benden ne isteğini anlayıp ekranın başına bir geçtim kalkamadım! Acaba bir oda mı yapsam, mutfak mı, yoksa banyo mu diye oynadığım mimarcılık oyununu evdekilere bulaştırmadan da edemedim. Veletler bu sıralar odalarını baştan tasarlamakla meşguller:)
Arada uçuşa geçtim, sonra normale döndüm. Gördüğünüz üzere banyoda karar kıldım. Mimari gözle ne kurallar yıktım, ne potlar kırdım bilmiyorum. Keyfime düşkün insanım, program izin verse ben bu gazla neler yapardım daha...
Programda banyo seçince yapılacaklar belli aslında. Ama ben mesela dolabı diğer görsellerden aşırdım, bitki ve tabloyu da aynı şekilde. E canım bu kadar pencere koydum ışık alsın diye, bitki olur mu olur, dolabı aşırmışım, bir de tablo ve masa lambası da koymaz mıyım!

3D görüntüden sonra bu da 2D hali: 


Çakma mimar Semi`nin elinden gelen budur, fazlası çıkmaz! İşim bitmedi tabii, bir de bunu yaymak gibi bir yükümlülüğüm var. (mış, öyle yazmış kendisi) Öncelikle böyle bir şeyden keyif alabilecek herkes yapsın derim. Program basit, adres de şu: http://www.homestyler.com/designer
Görevimi devretmek adına birkaç isim de vereyim konu açılmışken: mesela sevgili Muzurella, Asortik ve Ebygale, ben bir potansiyel gördüm onlarda:)
Son olarak Mr.E`ye sonsuz teşekkürler, böyle yaratıcı mimlerin sonu gelmesin istiyoruz, dileğimiz çoğalarak yayılması, herkesin çakma mimar olması:)
*Başlık Mr.E`den araklanmıştır!

Bir korku filmi izledim

Bildiğiniz gibi Filmekimi başladı. Birkaç tanesini izleme fırsatı yakaladım. Bloğumda daha önce bir belgeselden bahsetmiştim: Cannes Film Festivali`nde özel gösterim kapsamında prömiyeri yapılan"Cennetteki Çöplük" orjinal adıyla "Der Müll im Garten Eden". 
Fatih Akın`ın çektiği belgesel Çamburnu`nda kurulan çöp depolama alanının çevreye verdiği tahribatı ve yöre halkının -belediye başkanı başta- mücadelesini anlatıyor. Öyle bir mücadele ki bu zaman zaman tüylerim diken diken, gözlerim dolu izledim. İnsanlardaki çaresizlik duygusunu hissederken, denize karışan çöplerle, dengesi alt üst olan doğayı gördükçe ürperdim! Yetkili birilerinin çıkıp 'Türk usulü' olayı örtbas etme çabaları, yöre halkına verilen sözlerin tutulmaması, günlük çözümler üretilmesi, bitmek bilmeyen mahkeme kararları vs. çok tanıdık geldi. (welcome to Turkey!) Benim için bu en baba korku filminden de etkileyiciydi. Çünkü gerçekti, kimse rol yapmıyordu işin acı tarafı. (kendi çapında yetkili 'kıvıranlar' vardı ama biz ona rol demiyoruz.)
Fatih Akın bu konuyu ele alırken tüm yöreyi anlatmış. Yaşayanlarıyla, gençleriyle, festivaliyle, doğasıyla...
Çekimleri 5 yıl sürdüğünden tüm değişimleri izleyip, insanların yaşamına konuk olduk.
Maalesef bir avuç insandık sinemada o da ayrı konu...
Filmekimi, 7 ekime kadar devam ediyor. İstanbul dışında hangi şehirlerde, ne zaman, hangi film gösterimde başta verdiğim linke tıklayıp öğrenebilirsiniz.

Not: Filmde yöre halkına verilen sözlerden biri çöp depolama alanından asla koku gelmeyeceği yönünde. Çözüm olarak ne yapıldığı aklınıza gelmez! Tesis yapılacak denmiş ama tesis falan yok ortada, tonlarca çöp bir sahanın içinde. Etrafı ise ince boruyla çevrilmiş ve oda spreyi kıvamında arada parfüm tıslıyor!!!! 
Sinemada bir gülüşme...Oldu mu şimdi? Tam belgesel izliyoruz diye böbürlenirken, böyle komedi unsurları!

28 Mart 2012 Çarşamba

Durum Budur!

Mr.E, meğer hiç sevmezmiş yarım işleri....Bir pazar günü mimlenince öğrenmiş oldum:) Mr.E, ismi sır gibi dursa da "hafta sonu yorumcusu" olarak tanındığım blogunu pek bir severim. Meraklısı için "Bu da mı gol değil?" bir tık ötede:))

Sıkı bir mim takipçisi ve yanıtlayanı olmadığımı belirtip geçiyorum cevaplara:

Kendini seviyor musun?
Kimi zaman şımarıklığa varacak kadar evet!

Yapmaktan hoşlandığın şeyler nedir?
Bazen yazılarımın içinde anlattıysam da (bazen satır aralarında) cevabı uzatmak anlamında tekrar olsun: 
Dostların birlikte olduğu, uzuuuuunnnn oturulan yeme-içme masaları, mutfak kesinlikle benim için doğru adres, müzik ruhsal ihtiyaç, biraz fotoğrafçılık oyunu, çocuklarla çocuk olduğum her türlü aktivite ve tabii ki dikiş! (hoşlandığım şeylerden unuttuğum varsa üzülmesin kendileri:))

Hedeflerin nelerdir?
Koca koca planlar yapmayı başkalarına bırakıyorum. Öyle büyük adam olma planlarım biteli yıllar oldu:)

Kendini bir cümle ile anlatabilir misin?
Gevezeliğim tutar anlatamam!

Nefret ettiğin şeyler nelerdir?
Nefret demeyelim de biraz yumuşatalım, hoşlanmadığım diyelim. 
Sınırlarını çok keskin çizen insanlarla işim olmaz, esnek olmak lazım şu kısa hayatta!
Herkesin herkesi sevmesi mümkün değilse de saygı şart; karşısındakini hiçe sayan insanlar çevremde olmasın bir zahmet:)
Çocukların işitme yetisini kaybetmeyi hedef alan gürültücü oyuncakları kusura bakmasınlar hiçbir zaman sevmedim. (bir itiraf: hediye olarak gelenler de kısa sürede yok ediliyor tarafımdan:))
Doğayı evinin çöp kovası gibi görenleri dövebilecek potansiyele sahibim. Örnek alınabilecek ülkeleri yüzyıl kadar geriden takip ediyor olmanın utancını taşıyorum.

Favori şarkıların, filmlerin, kitapların?
Önceki mimlerden birinde aynen şöyle demişim: "Tipim göstermez ama Heavy Metal müzik dinleyerek büyüdüm:  Manowar, Slayer, Anthrax, Iron Maiden, Overkill taptığım gruplardı-ki hala severim. Şimdilerde müzik ayrımı yapmam, iyi yapılan müziği dinlerim."
Ama birkaç şarkı adı da vereyim hazır sorulmuşken: 
Broken, Beat&ScarredFear of the DarkVeil of DeceptionSad But True, Smells Like Teen Spirit...gibi listeyi uzatmak mümkün. Alternative rock, indie rock, world music...hayatıma sonradan katıldılar, türünün iyi gruplarını pas geçmem, dinlerim.
Küçüklüğüm Beta-VHS video kasetlerinden yoğun olarak film izlendiği döneme rastladığından korku filmleri ile Yeşilçam klasikleri arasında geçti:) 
Çocuk aklımla izlediklerimi bir yana bırakırsam listem şöyle olabilir mesela: Thelma&Louise, Seven, Devil`s Advocate, Sweeney Todd, Trainspotting, Life is Beautiful...
Okuduğum tek tük kitaplar arasından birkaç isim yazacak olursam Oruç Aruoba-de ki işte, Latife Tekin-Aşk İşaretleri, Buket Uzuner-Benim Adım Mayıs, Kürşat Başar-Aşkı Bulmanın ve Korumanın Yolları...

İlham aldığın kişiler kimlerdir?
Öğrenme kanallarım her daim açık olduğundan doğru insandan gelen her türlü ilham perisi hoş gelir:)

Death Note`u sen bulsaydın ne yapardın?
Tırsardım sanırım, ben de Mr.E gibi sahip arayışına girerdim:))

Mim konusunda elimden gelen bu mudur, budur!
Mimi kime şutlasam derken içimden geçen işte bu adres: Doz, sevgili Doz`um....Zevkle okuyacağıma eminim:)

Biraz da benden, bizden....

Hatırlarsanız Pi-shirt yapma gibi bir sözüm vardı. Pi günü falan kalmadı ortada ama söz sözdür. Tekstil kalemleri arayışım mutlu sona ulaştı. Ayrı ayrı değil de, Faber Castell`den set olarak buldum. Böylesi daha ekonomik, arayanlar not düşsün....
Yalnız sazı eline geçiren Kai Felix, hiç olmazsa bir ön çizim yapalım derken boyamış çoktan, keyifle ve gururla giyiyor...

Erdil Yaşaroğlu`nun karikatürlerini çok sevdiğimden zaman zaman paylaşıyorum. Bu kez karikatür değil ama gene ondan ve çok güzel bir çizim paylaşıyorum. Penti için çorap tasarlayan, aralarında Kenan Doğulu, Ayşe Arman gibi isimlerin yanında Erdil Yaşaroğlu bence en hoş işi çıkarmış. Özellikle kedi sevenler için:) 
Çorapların satış geliri, Hürriyet Gazetesi Aile İçi Şiddet Alo Yardım Hattı`na aktarılacak. Hepsini incelemek isterseniz Penti`yi ziyaret etmek serbest:)

Geçen hafta eve birkaç dost gelecekti. Dr.Oetker amca bizim eve girmediğinden zahmetine katlanıp girdim mutfağa tabii, fırsat kaçmaz. Bazen bazı şeylere takılırım, mesela bu profiterol hamurunu kim icat etti gibi. Hadi kek, kurabiye falan tamam da, bu hamur ilginçtir. Suyun içinde yağ eritmek kimin ve nasıl aklına gelir? Bu zaten belli olmadığı gibi doğum yeri de belli değil. Kimi kaynaklar İtalyan der ama  Fransız olarak bilinmesi daha yaygındır.
Öte yandan herkesin bildiği İstiklal Caddesi`ndeki İnci Pastanesi`nin hikayesi başka şey anlatıyor: 

"Türkiye’ye 15 yaşındayken gelen Arnavutluk doğumlu Luca Zgonidis, babasının ölümünden sonra pastacı çıraklığı yapar. 1940’ların parasıyla 45 bin lira hava parası vererek İnci Pastanesi’nin bulunduğu mekânı tutarlar. Zgonidis, şöyle devam ediyor: ‘İlk günler çok zorluk çektik. Kendim birşey icat edip bir de isim uydurunca çok iyi tuttu. Anlayacağınız profiterolün kendi de adı da uydurmaca."

Bundan sonrası sanırım Bolat`ın işi, etimoloji kısmını ona bırakıyorum:)

Bizim profiterole gelince, dostların son anda planı değişip gelemeyince pek bir üzüldük(!). İştahımız bir açıldı, ertesi gün bile suçluluk duygusu peşimizi bırakmadı:))


10 Şubat 2012 Cuma

Ne Komiksin Anneeee

Bir insanoğlunun derli toplu evi tek başına kısa sürede bu kadar dağıtabileceğini ispatlayan günler yaşıyorum. Sonradan toplaması biraz acı ama dağıtmak da bir o kadar zevkli. Aynı anda kes, dik, arada online takıl, bir koşu mutfak, biraz telefon, arada çeviri yap, müziksiz hayat olmaz derken olacağı bu.
Bir de plak dinliyorum bu ara, işin yoksa git çevir. Değer tabii, plak başka bir müzik alemi. Gidip çevirmek bile ayrı bir keyif, sanki dünyanın en havalı işiymiş gibi havaya sokuyor insanı:)

8 Aralık 2011 Perşembe

Kes Kes...Bu İşin Sonu Yok Gibi


Ne çok kestik geçen akşam......
Geçenlerde alakasız bir yerde bulduğum kendinden yıldız baskılı renkli kartonların dayanılmaz cazibesine kapılıp eve getirdim. Severiz ya kırtasiye, kalem işlerini. Arada vakit bulunca yaptık bir şeyler. Okuldan gelince rahatlamaları için basit, fazla uğraştırmayacak işler çıkarmak iyi geliyor.