sergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ekim 2017 Pazartesi

Biraz da Ekmek İsrafından Bahsedelim

Yazının başlığıyla fotoğraf arasındaki ilişkiye hemen açıklık getireyim: Evet, konumuz ekmek. Fotoğraftaki ise bir sanat projesi olarak ekmeğe bakışımız. Geçen yazıda anlattığım ve çok etkilendiğim ilginç sergi için Museum für Kunst und Gewerbe Müzesi`nden tam çıkmak üzereyken aslında serginin devamı olan böyle bir çalışma ile karşılaştım. Bu asılı olan 440 adet yanık tost ekmeği bize bir şeyler anlatıyor: ekmek israfı!

Sion Heo und Dominic Domingos, Toast als Medium

21 Eylül 2017 Perşembe

Kafamızı Kurcalayan Sorulara Çözüm Arayışları: Food Revolution 5.0

Geçtiğimiz ay birkaç hafta Hamburg`daydım. Her defasında olduğu gibi bu kez de sizi önce alıp bir sergiye götürüyorum. Biraz kafa karıştırıcı, düşündürücü, kimi zaman ürkütücü ve ne yediğimizi ve gelecekte ne yiyeceğimizi sorgulayan bir sergi. Dolayısıyla bu hepimizi ilgilendiren bir konu. Geleceğin gıdası üzerine: Food Revolution 5.0
30`dan fazla uluslararası tasarımcı oturup gelecekte bizi ne bekliyor sorusuna kafa yormuş:
Mesela herkes kendi marulunu oturma odasında yetiştirse, 3D yazıcıdan yiyeceklerimizi hazırlasak, böcek çiftlikleri kursak, tavuklara taktığımız VR gözlükle harika bir çiftlik hayatı hayal ettirip bir parça özgürlük versek... Nasıl olur? Düşüncesi bile sarsıyor insanı. Sergi aynı zamanda yeme alışkanlıklıklarımızı, tüketim zincirini, hayvansal gıdanın geldiği noktayı bir güzel kurcalayıp kafamızı allak bullak edip kapı önüne bırakıyor. Sergiden vegan olarak çıkmak ise yüksek ihtimal.

Sergide yer alan tüm çalışmaları değil, çocuklarla benim en çok etkilendiğimiz birkaç örnekle sizin de kafanızı karıştırmaya niyetliyim bugün.

19 Ekim 2016 Çarşamba

Lego Sanatı

Nathan Sawaya adını bu sergiye kadar hiç duymamıştım. Hamburg`da valizlerimizi beklerken her zamanki gibi şehirde ne var ne yok diye kurcalamak üzere standın başına geçtim. Afişinde Lego olan bir görselin gözümden kaçması imkansızdı. Nathan Sawaya adını ilk defa gördüğüm minik broşürü hemen attım çantaya. Tek bir şeyden emindim, içinde Lego olan hiçbir proje kötü olamazdı.

6 Mayıs 2016 Cuma

Banksy

Yazarken o kadar özgür takılıyorum ki neyi ne zaman yazacağım hiç belli olmuyor, durup dururken aklıma nerden geldiği de şüpheli. Ama geliyor işte. Bugün de Banksy yazasım var mesela.
Mart ayında Karaköy`e gitmişken ve serginin önünden geçiyorken girelim hadi deyip kendimizi Banksy`nin "The Art of Banksy"sergisinde bulmuştuk. Hani şu "Banksy’nin haberinin olmadığı Banksy sergisi" diye haberlerin çok yapıldığı sergide. Sergiden çok bu konu konuşulmuştu hatırlarsanız.
Habersiz olmasının sebebi belliydi: serginin küratörü olan Steve Lazarides. Kendisi, kimliği gizli olan grafiti sanatçısı Banksy ile uzun yıllar çalışıp, son 10 yıldır da Banksy ile görüşmeyen bir adam. (Bu arada Banksy`nin gerçek kimliğinin ortaya çıktığı iddia ediliyor: http://onedio.com/haber/ingiliz-bilim-insanlari-banksy-nin-kim-oldugu-tespit-edildi--687681)

Doğrusunu isterseniz sokak sanatının 8 sponsora rağmen bu şekilde paraya dökülmesi birçoğumuz için rahatsızlık verici. Eserler sistem karşıtı, yapan sanatçı da ama görmek için para bayılmanız gerekiyor. Evet, bu saçmalığa rağmen 'dört duvar arasındaki sokak sanatını' görmekten kendimizi alıkoyamadık. Merak ağır bastı, paraya kıyıp ortak olduk anlayacağınız.


2 Şubat 2016 Salı

"İşte Benim Zeki Müren" Bursa`da

Geçtiğimiz yıl "İşte Benim Zeki Müren" Sergisi ile ilgili paylaşılan çok sayıda haber ve blog yazısını imrenerek okumuştum, "keşke, tüh, ah vah" diyerek. İstanbul`dan sonra Ankara, Bodrum, İzmir`e giden sergi bu yıl ayağımıza geldi, 12 Kasım 2015`ten beri Bursa`da. Geçen haftayı fırsat bilip evdeki Zeki Müren hayranlarının sayısı da artınca doğru Tofaş Anadolu Arabaları Müzesi`nin yolunu tuttuk.

1 Haziran 2014 Pazar

Bu Daha Başlangıç-Direniş Sergisi

Tam bir sene önce burada "Çapulcu, Ayyaş, Marjinal Blogger Semi`den Selamlar!" demiştim. Üzerinden geçen bir sene boyunca birlikte çok şeye tanıklık ettik. Protestolarda hayatını kaybedenler, yaralananlar, ağızlarından çıkardıklarını kulaklarının ve vicdanlarının asla duymadığı devlet büyüklerinin ifadeleri, adaletin sadece ismini, tapeler, yalanlar, seçim senaryoları... Soma...Unutmadık ve unutmayacağız.
Önceki gün Bursa`da Nilüfer Belediyesi`nde Nazım Hikmet Kültürevi`nde "Bu Daha Başlangıç, Direniş Sergisi" açıldı. Sergiyi bugün ziyaret ettim; sinirlendim, güldüm, gözlerim doldu derken sergiden çıkarken kalbimin sıkıştığını hissettim.
Nazım Hikmet Kültürevi`ne girdiğinizde sizi yerde "bu daha başlangıç" yazısı karşılıyor. Kafanızı kaldırdığınızda dövizlerin asılı olduğunu görüp rengarenk boyanmış merdivenlerden yukarı çıkıyorsunuz. Penguen belgeseli unutulmamış, önünde ziyaretçi defteri...











Ve serginin üst katı...Kayıplarımız...Gencecik insanlar...Burda söyleyecek bir şey yok artık, gözler dolu...

Direniş Sergisi için başta fotoğrafçı Kemal Aslan`a ve serginin küratörü Atilla Durak`a sonsuz teşekkürler. Ve elbette Nilüfer Belediye Başkanı sayın Mustafa Bozbey ve Nilüfer Sanat çalışanları... Sergi açılışında sayın Bozbey şöyle dedi:
“Tarihimize Gezi Direnişi olarak geçen, uzun yıllar belleklerden silinmeyeceğini düşündüğüm ve yalnızca ağaç kurtarmak değil, ‘demokrasi ve özgürlük mücadelesi’ olarak baktığım olayların yıl dönümünde, böylesine anlamlı bir buluşmaya Nilüfer Belediyesi olarak ev sahipliği yapmaktan büyük onur duyuyorum.”
Biz de Nilüfer`de yaşamaktan ve böyle "insan" bir belediye başkanımız olduğundan dolayı gururluyuz.

20 Şubat 2014 Perşembe

İğnedeki Sanat

Bir dünya düşünün, küçük! Çok küçük, ne kadar küçük olabilir ki diye sorarsanız; iğne deliği kadar derim! Evet, bildiğimiz dikiş iğnesi; ne artısı var, ne eksisi...


Kim bu 'deli'?


Willard Wigan, 1957 Birmingham/İngiltere`de doğar. Küçükken disleksi yani öğrenme bozukluğu teşhisi konur, arkadaşlarının ve çevresinin kendisiyle dalga geçtiği zor ve yalnız bir çocukluk dönemi geçirir. Sanat hikayesi ise henüz beş yaşındayken karıncalara ev yaparak başlar. Şöyle ifade ediyor: 
“It began when I was five years old,” says Willard. “I started making houses for ants because I thought they needed somewhere to live. Then I made them shoes and hats. It was a fantasy world I escaped to. That’s how my career as a micro-sculptor began.”
Küçük şeyler, hatta bizim "hiç" olarak gördüğümüz ne varsa onun ilgisini çekiyor, geniş bir fantezi dünyasıyla birleşince ortaya akıl almaz işler çıkırıyor. İğne deliğine veya toplu iğne başı üzerine yaptığı heykelcikler ya da sahneler ancak mikroskop altında görülebiliyor. (0,005 milimetreden küçük) Hangi malzemelerle yaptığına inanamayacaksınız; halı tüyü, uçuşan toz tanecikleri, örümcek ağı, kum tanesi, ölü bir sinekten aldığı kıl (ki konuşmasında bu kılı boyamak için fırça olarak kullandığını söylüyor. Bazen de kendi kirpiğini), cam kırıkları, naylon, hatta altın...
Hamburg`da bulunduğumuz geçtiğimiz aralık ayında tesadüf sonucu bu sergiden haberim oldu. Çok kısıtlı bir süre orada olacağımız için çok fazla müze ya da sergi gezmeyi planlamamıştım. Ama Hamburg gibi bütünüyle şehirleşmiş bir yerden bahsediyorsak olup biten hemen hemen her şeyden istemeseniz de haberiniz olur. Yemek yediğiniz yerde, bir şeyler içtiğiniz kafede ya da herhangi başka bir mekânda broşür, sanat gazetesi, sergi iânları içeren kartlar vs. ile karşılaşmanız olası.
İşte böyle bir günde, yemeğimizi beklerken elime aldığım şehirdeki etkinliklerden bahseden bir sanat dergisini karıştırırken bu sergiden haberim oldu. Özellikle "iğne deliği" kısmını okuyunca iki elim kanda olsa gidecek duruma geldim:)
Çocuklar için mikroskoptan bakıp neler olduğunu keşfetmek, tüm detayları farkına varmak işin en güzel ve eğlenceli kısmıydı. Kimi zaman sadece tek bir figür, kimi zaman da bir masal sahnesi ya da tarihten alıntılar görmek mümkündü. Olayın ne boyutta olduğunu duvardaki ekranda kendi anlatımından izledim. Şöyle ki; kullandığı malzemeler bir yana, yaparken kalp atışlarını hesaba katarak yapması, nefes alıp verişlerini kontrol altında tutmasının ne denli önemli olduğunu vurguluyor, mükemmele ulaşmak için yıllarca çalıştığını, kalp atışlarını yavaşlatmayı öğrendiğini belirtiyordu.
Fotoğraf çekmek yasak olduğundan doğal olarak eserlerin fotoğrafları yok, izinsiz olarak başka yerlerden de kopyalamak istemiyorum. Kendi internet sitesinden bazılarını görebilirsiniz ama mutlaka videoları izleyin derim. Özellikle TED`e konuşmacı olarak katıldığı videoyu. Konuşma dili, anlatımı, esprileri çok hoş... (aşağıda link olarak mevcut)

Geçenlerde bu sergi hakkında bir blog dostuna yorum olarak: "bazı insanlar insan değil!" yazmıştım. O da bana: bağzı insanlar çok "şey" yazmıştı! 

Dünya küçük, hatta çok küçük...Willard Wigan adını not edin, çalışmalarını bir yerlerde görürseniz mutlaka uğrayın, sakın kaçırmayın...


3 Temmuz 2012 Salı

Üç Büyük Usta İstanbul`da : The Great Masters!

Geçtiğimiz hafta postama düşen bir davet sonrası soluğu İstanbul`da, Tophane-i Amire`de aldım. 
Rönesans`ın üç büyük ustası Michelangelo, Leonardo ve Raphael`in bilim ve sanatta nasıl izler bıraktığını anlatan The Great Masters sergisindeydim. Aynı zamanda Türkiye`nin ilk interaktif sergisi olma özelliğini taşıyor. Böylesine bir sergiyi size en düzgün şekilde nasıl toparlayıp aktarırım bilemiyorum. Çok ansiklopedik bilgilerle sizi boğma niyetim yok, biraz kıyısından köşesinden tadına baksanız eminim bu kadar emekle hazırlanmış sergiyi kaçırmak istemeyeceksiniz.
Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi
Bizi, konuya hakimiyetiyle olduğu kadar içten tavırlarıyla etkileyen aRTeR TASARIM`dan Pazarlama ve İletişim Direktörü Sebla Hanım karşıladı ve müthiş bulduğum sergi etkinliğimiz böylelikle başlamış oldu.
Sergide 11 bölüm mevcut:  Medya Odası, Zaman Çizelgesi ve İtalyan Hikayesi, Adli İnceleme, Son Yemek, Mimari, Sistina Şapeli, Vitruvius İnsanı, Anatomi, Raphael’in Odası, David Heykeli, Modeller ve Genel Alan. Ayrıca Arter Tasarım ve M.S.G.S.Ü tarafından hazırlanan 12. bölüm Osmanlı Dönemi’ne ait.

Michelangelo`nun Sistine Şapeli`ndeki freskleri

(1508-1512)

Serginin geneli konusunda edindiğimiz ön bilgiden sonra ilk sırada Michelangelo`nun Sistine Şapeli freskleri vardı. Adını Papa Sixtus IV.`den alan Sistine Şapeli, 13x40 m boyutlarındaki devasal görüntüsüyle muhteşem! Sergide 1/9 oranında yer alan Sistine Şapeli`nin İncil`den esinlenen fresklerinde, Adem`in Yaratılışı, Kıyamet Günü, İsa`nın Vaftizi, Meryem`in Göğe Yükselişi, Nuh Tufanı gibi sahneler resmedilmiş.

Dokunmatik ekranlar sayesinde detaylı bir inceleme fırsatı bulurken, gerek Sebla Hanım`dan, gerek kulaklıktan da yapılışını dinledik.

Vatikan Müzesi Sistine Şapel`inde sanal bir gezi yapmak belki işin ne boyutta olduğunu gösterir.

Serginin bir başka bölümünü, sadece sanatla değil, yaptığı birçok buluşuyla tanınan, dünyanın en büyük sanatçı ve dehası olan Leonardo Da Vinci`nin insan vücudunu araştırdığı 35 adet eskiz oluşturuyor. Kesitlerle ve farklı açıdan yaptığı çizimlerle anatominin detaylarını da ortaya koyan Leonardo, tuttuğu notları ise hep tersten yazmış. 


Leonardo`nun atölyesinde kadavra üzerinde çalışırken canlandıran bir model ve gene dokunmatik ekran sayesinde etkilenmemek, bu dehaya hayran kalmamak elde değil.

Vitruvius insanı Leonardo`nun gençlik döneminde yapmış olduğu çalışma olup insan vücudundaki oranları ve tesadüfleri sorgulayışını gösterir.
Sergide duvara yerleştirilmiş ölçüm grafiğinde kendimizi Vitrivius ile karşılaştırdık.  
Leonardo`nun tasarımlarının canlandırıldığı 25 adet
modelin incelendiği bölüm de oldukça etkileyici...
Vitruvius ile ölçtüm. Leonardo haklıydı, boydan
güdüksen kollarını da açsan gene güdüksün:)


Leonardo`nun binlerce çizimleri arasından bulunan çanta eskizi Floransa`daki lüx moda evi Gherardini ve tasarımcı Carla Braccialini bu çantayı hayata geçirip prototip olarak hazırlamış. Dana derisinden ve el yapımı olarak hazırlanan çantadan sadece 99 adet üretilmiş. Çantanın adı "Pretiosa", anlamı ise "kıymetli" demek...
Bu 500 yıllık çanta çiziminin nasıl hayat bulduğunu izleyin:
GHERARDINI La Pretiosa di Leonardo
Michelangelo`nun Davud Heykeli`nin yapıldığı Floransa yakınlarındaki Carrara madeninden çıkartılan gerçek bir mermer kütlesine dokunup, bu kadar sert bir malzemeyi mükemmel kullanması O`nun heykeldeki başarısının da ispatıydı. 5.17 m yüksekliğindeki Davud, "Michelangelo'nun Devi" olarak adlandırılmış.

Raphael`in Odası`nda yer alan  1:1 ölçekli, Vatikan`da bulunan "Atina Odası" Freski`ni dokunmatik ekranda inceleyip, eser hakkında bilgilendik.

Sergide Osmanlı Resim Sanatı ve Osmanlı Mimari`sinden seçkin örneklerin bulunduğu bölüm
Dünyanın en büyük kilisesi olan San Pietro Bazilikası`nın, Raphael ve başka mimarların planlar geliştirdiği ve Michelangelo`nun tasarladığı kubbesinin sergideki bir metre yüksekliğindeki modeli bir Türk ustası tarafından yapılmış.
Leonardo`nun Aynalı Oda`sı (1486) ve bizim mimari köprü çalışmamız(!)


Leonardo, II.Bayezid`e mimar ve mühendis olarak iş başvurusunda bulunduğu mektupta sunduğu dört farklı projeden biri Haliç`e köprü yapmaktır. Ancak bu mektubuna cevap alamaz.
Mektup 1952`de fark edilir, 2001 yılında Leonardo`nun köprü projesi Norveç-Oslo yakınlarındaki yola üst geçit olarak inşa edilir.



En ünlü eserlerden biri olan "Son Yemek", sergide gerçek boyutlarında yer alırken, Leonardo`nun kullandığı teknikleri de inceleme fırsatı sunuyor.
Bir göz izleme cihazı sayesinde diğer ziyaretçilerle aynı yere mi bakıyoruz veya Leonardo bizim neyi görmemizi istedi gibi sorularımızı interaktif bir ortamda cevaplıyoruz.





The Great Masters, 31 temmuza kadar Tophane-i Amire`de pazartesi dahil haftanın her günü sergileniyor. İlgilenenler için The Great Masters ve Facebook sayfalarından daha detaylı bilgi alabilirsiniz. Ayrıca belirteyim, Facebook takipçilerine özel indirim var.

Arter Tasarım`a, MedyaSOS`a, serginin bütün sponsorlarına ve özellikle bizi güler yüzüyle karşılayıp, sabırla anlatıp uğurlayan Sebla Şahin`e çok teşekkürler...

17 Nisan 2012 Salı

Menü: Van Gogh, Dali Köftesi, RHCP ve Mutlu Bir Önlük

Geçtiğimiz haftanın içine bir de İstanbul girince daha bir anlam kazandı.

Benim için İstanbul, konser demek, sergi demek ya da Atatürk Havalimanı:)
(Hey siz, İstanbul`da yaşayanlar biliyorum kafanızdan geçenleri:)

Bu kez İstanbul bahanem Antrepo 3`teki Van Gogh Alive Digital Sanat Sergisi`ydi. Oldukça etkileyiciydi, müzikleri ve yansıyan sözlerle o kadar tamamlanmış ki her şey, size kalan karanlıkta bir yer bulup nerede olduğunuzu unutmaktı.
Anaokulundan gelen çocukları da orada görebilmek çok sevindiriciydi. Anlayıp anlamama meselesi değil elbet, oturup Van Gogh dünyasını irdeleyecek değiller ya! Oturdukları yerden öylesine büyülenmiş bakıyorlardı ki kocaman tablolara, görmeliydiniz...
Bir önceki Dali sergisine benimkileri de götürmüştüm. Ellerinde uzun süre gezdirdikleri çocuklar için hazırlanmış Dali kitabıyla dönmüştük oradan. Şimdi belli başlı Dali eserlerini görseler tanıyorlar. Ne mutlu! Hatta bizim evde meşhur olan bir de Dali Köftesi var:))) Geçen yaz mangal yapmak üzere hazırlanmış köftelerin yağ oranı fazla gelip gözümüzün önünde ızgaranın aralıklarından eriyip akınca çocuklar adına Dali`nin eriyen saatlerini (Belleğin Azmi) hatırlayıp Dali Köftesi ismini taktılar:)) Ve o bizim evin en lezzetli köftesi ilan edildi!

Sergiye dönersek, o yansıyan sözlerin her biri beni alıp götürdü. Bir insan kendisinin bu kadar farkında olabilir miydi:

"Kalbimi ve ruhumu işime kattım, bunu yaparken de aklımı kaybettim."


"Önce resim yapmayı düşlüyorum, sonra da düşlerimi resimliyorum."


"Sıkıntıdan öleceğime tutkudan ölmeyi tercih ederim."


Giderken aklım orada kaldı. Fırsat yaratmalı, çocukları da mutlaka getirmeli diyen iç sesimle çıktım sergiden... Sergi sonrasıysa biraz Ortaköy, biraz Çukurcuma, sonrası 'köyümüze' dönüş:))
(sergi 15 mayısa kadar devam ediyor.)

Veeee...adamlar geliyor....RHCP!!! Yıllardır beklenen nihayet oldu, Red Hot Chili Peppers İstanbul`a geliyor!

Geçen yıl dedikodular yoğunlaştığından beri kendi sitelerindeki tur programının takipçisiyim. Eylül ayı programındaki Sofya, Atina ve Beyrut`tan sonraki sıraya İstanbul yerleşti!!!!

İlk aşama tamam, bilet elimde. Bu en kolayı:) Şimdi eylüle kadar tahtaya mı vurayım, dilimi mi ısırayım ki bir aksilik olmasın:)

Kulağımızda tadı kalsın, son albümleri I`am With You`dan en son çıkan videoyu da paylaşıp (Look Around) tarih-yer hatırlatması yapayım: Santralistanbul, 8 eylül...


'Gezenti Semi' olarak adım çıkmasın diye de diktiğim son önlüklerden birini de koyup kaçıyorum:)
Not: Fotoğraflar yanıltmasın, üzerine bir göbek ekleyin bakarken:))


22 Temmuz 2011 Cuma

"Hacker" Oldum Galiba!

Havanın sıcaklığı  tüm yurdu iyice ele geçirmiş, özellikle benim gibi sıcağı sevmeyenleri bezdirmiş ve ezmişken, zaman zaman da olsa hareket edip tembellik bulutlarını üzerimden kovalayabiliyorum. Az da olsa biraz dikiş makinesine merhaba diyebiliyorum mesela. (sonraki kayıt belki de bu dikiş meselesi ile ilgili olacak, kim bilir?) Ama bugün size değerli(!) kolyelerimi artık 'gömü' olarak saklamaktan sıkıldığımı ve bunların bir IKEA ürünü sayesinde hayata döndüğünü anlatmayı planladım. Beğenip beğenmemek serbest tabii ama bazen de gerçeklerle yüzleşmek gerekir ki tüm dünyada  fenomen hale gelen bir IKEA konusu var. Ürünleri bazen tartışma yaratır, bazen esprilere konu olur, bazen de sanatsal çalışmalara. Yaklaşık iki sene önce Hamburg`da "Non IKEA" "Fenomen IKEA" sergisine göz atma fırsatını yakalamıştım.

Özetle, 25 sanatçı ve tasarımcı bildiğimiz IKEA ürünlerini kendi sanat anlayışlarıyla yorumlayıp basit ürünlerden 'sanat eseri' yaratmışlardı. Daha kullanışlı, pratik olması falan değil de içlerinde yarattıkları esprilerdi önemli olan. (yukarıdaki foto tüm ısrarlarıma rağmen dönmeyi reddetti:))

Sergiden fotoğralayabildiğim bazı örnekler:

Bu IKEA meselesini oldukça iyi yorumlayan bir de site var: IKEA HACKERS
Yaratıcı fikirler için mutlaka bir uğrayın....
Ben de sanatsal bir yaklaşımla değil ama tamamen bencilce ve gereklilikten IKEA`nın tencere kapağı tutucusunu kolyelerim için kullanmayı uygun gördüm. (örneklerini belki de gördünüz daha önceleri)